Kadınlar İçin, yemek tarifi,sağlık,cinsellik,çocuk,diyet,güzellik,rüya tabiri,şifalı bitkiler,şifalı taşlar,hamilelik,gebelik,evlilik

MAKYAJ ÜRÜNLERİNİ DOĞRU SAKLAYIN


Kozmetik ürünleri, kadınlar için vazgeçilmez malzemelerdir ama dikkatli korunmadığı takdirde sağlığımızada zarar verebilir. Ayrıca iyi muhafaza edilemeyen kozmetik ürünler kısa zamanda bozulur ve etkinliklerini kaybeder. Ancak birçok kadın avuç dolusu paralar ödeyerek aldıkları bu ürünleri tamamen bitmeden atmak zorunda kalır. Oysa, yapacağınız birkaç kurnazlıkla rujunuzu bitene kadar kullanabilir ya da maskaranızı kurumaktan kurtarabilirsiniz. İşte tavsiyeler…
Bakım kremlerini buzdolabında saklayın: Bakım kremleri en fazla 30 ay saklanabilir. Peki bu süre içinde kreminizin bozulmasını nasıl önlersiniz? Çok basit; kreminizi buzdolabına koyarak.
Kozmatik Ürün SaklamaMaskaranızın kurumaması için: Maskaranın fırçasına birkaç damla ılık su dökün ya da hint yağı damlatın. Böylece ömrünü uzatabilirsiniz.
Rujunuzu fırçayla sürün: Rujunuzu fırçayla kullanırsanız rujunuzu sonuna kadar kullanabilirsiniz.
Ojenizi sulandırın: Kuruyan oje şişelerinin içine birkaç damla koruyucu damlatarak ojeyi sulandırabilirsiniz.
Kalemlerinizi buzdolabına koyun: Göz ya da dudak kalemleri, uçları açılırken ziyan edilir. Kırılmaması ve bulaşmaması için kaleminizi önce yarım saat kadar buzdolabında soğutun.
Kozmatik Ürün Saklama
Bunların yanı sıra;
Son kullanım tarihini kontrol edmeli kullanım suresi az kalmış ürünleri almamalıyız. Bozulmuş olan ürünün kokusu, kıvamı, rengi değişir. Su ve yağ ayrılmış halde görülür.
* Aldığınız ürünün üzerinde muhafaza önerileri vardır. Güneşten koruyun, soğukta veya oda ısısında koruyun gibi. Bu önerilere uymak ilk şarttır.
* Ürünün içinde bakteri ürememesi için ürün parmakla değil spatula ile alınmalı kapak içine temas edilmemelidir.
* Ambalajından çıkarılmadan kullanılan ürünler daha iyi korunur.
* Ürünler aşırı sıcak ve soğuktan, nemden korunmalıdır.
* Küçük boy ürünler tercih edilmelidir.
* Ürüne başka ürünler veya su ilave edilmemelidir.
* Açılmış ambalajlı ürünler satın alınmamalıdır.
Paylaş:

GÜLLAÇ TATLISI


Bir Ramazan Klasiğidir Güllaç Tatlısı. Bizim evde neredeyse sadece Ramazanda yapılır diyebilirim. Her Ramazan özlemle beklediğimiz bu doyumsuz tat, Osmanlı sultan sofralarından bugüne taşınmış bir lezzettir aynı zamanda. 15.yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı’da halk mısır nişastasından yufka açıp stoklar ve havayla temas halinde olduğu için kuruyan bu yufkaları süt ve şekerle ıslatıp yermiş. Zamanla içine gülsuyunun da eklenmesiyle ortaya “güllü aş” ismi verilen tatlı çıktı ve (tıpkı “sütlü aş”ın “sütlaç”a dönüşmesi gibi) ismi “güllaç” olmuş. Güllaç, sütlü olduğundan iftardan sonra rahatlıkla yenebilecek, hazmı kolay ve hafif bir tatlıdır. Sarayda da bu özelliğiyle çokça tercih edilirmiş. Günümüzde arzuya göre koyulan gülsuyu, Osmanlı Mutfağı’nda ferahlatıcı etkisi olduğu gerekçesiyle mutlaka eklenirmiş.
Malzemeleri:
* 10-11 Güllaç yufkası
* 2,5-3 lt süt
* 750 gr toz şeker
* 1 Paket şekerli vanilin
* Nar taneleri
* 250 gr dövülmüş ceviz
* 100 gr pudra şekeri
* 250 gr Hindistan cevizi
* 100 gr antep fıstığı
güllaç tatlısıYapılışı:
1. Süt ve şekeri kaynatın. vanilini ekleyip ılıtın. Bir güllaç yaprağını parlak kısmı yukarı gelecek şekilde tepsiye serin. Üzerine bir kepçe ılınmış sütten gezdirin. Diğer yaprağı bunun üzerine koyup tekrar süt gezdirin. 3-4 yaprak yufka attıktan sonra hindistan cevizi, pudra şekeri, dövülmüş cevizi, üzerine bolca serpin. Üzerine tekrar bol süt yedirilen 3-4 yufka serilir. Bu şekilde yufkalar ve malzeme bitinceye kadar tekrarlayın. Kalan sütü en üstteki yaprağın üzerine dökün. (Süt fazla gelir diye merak etmeyin, yapraklar çok fazla süt çekiyor) tepsiyi buzdolabında 1,5 saat bekletin.
2. Servisten önce üzerini nar taneleri ve dövülmüş antepfıstığı ile süsleyin.
Afiyet olsun…
Paylaş:

LİMONUN TADI EKŞİ AMA, FAYDALARI TATLI

Bir küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk. Evet bildiniz Cevabı Limon. Salatalara ve bazı çorbalara sıktığımız, yaz günlerimizin en iyi serinleticisi Limon'un ne kadar çok faydası olduğunu biliyormuydunuz. En son trend de zayıflamak için sabahları aç karnına içine birkaç damla limon sıkılmış ılık su içmek. Limonun faydaları saymakla bitmiyor arkadaşlar. Hadi Buyrun sizin için araştırdım...

Limonun faydaları:

*Limon C vitamininden dolayı canlandırır, algılama yeteneğini artırırmış. Öğrencilere dersten önce 1 bardak limon suyu içmeleri tavsiye ediliyor.
*Limon dişleri beyazlatır. Diş etlerini kuvvetlendirir.
*Limon ateşi ve tansiyonu düşürür, kanı temizler. Susuzluğu giderir, kalbi kuvvetlendirir. *Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır.
*Gribin çabuk atlatılmasını sağlar.
*Mide, bağırsak ve idrar yollarındaki mikropları öldürür, idrar söktürür.
*Böbrek ve mesane kum ve taşlarının düşürülmesine yardımcı olur.
*Gıda zehirlenmelerini önler.
*Karaciğer için çok faydalıdır.
*Felç hastalarına tavsiye edilir.
*Bademcik iltihaplarını geçirmede yardımcıdır.
*Baş dönmesini durdurur.
*Sivilceleri giderir, cildi güzelleştirir. (Özellikle yağlı ciltler için faydalı)
*Zehirli hayvan sokmalarına karşı panzehir olarak bile kullanılıyormuş.

Ne varsa doğada var değil mi arkadaşlar...





Paylaş:

Limonlu Kek Tarifi


Malzemeleri:
* 1,5 su bardağı tozşeker
* 4 adet yumurta
* yarım su bardağı sıvıyağ
* 1 su bardağı yoğurt
* 1 paket kabartma Tozu
* 1 paket vanilya
* yarım limon suyu
* 1 limon kabuğu rendesi
* 2,5 su bardağı un

Yapılışı:
Fırını 180 dereceye ayarlayın.Yumurta ve şekeri iyice mikserle çırpın.Sıvıyağ ve yoğurdu ilave edin.Limon suyu ve kabuğunu ekleyin.Ayrı bir kaba elediğiniz un,kabartma tozu ve vanilyayıda ekleyip yağlanmış kalıba dökün .40 dk kadar pişirin

Afiyet olsun...

Paylaş:

Elmalı Kek


Malzemeleri:
1 paket kabartma tozu
3 adet yumurta
1 bardak yoğurt
3 bardak un
1 bardak sıvıyağ
1 bardak şeker
2 adet elma
2 tatlı kaşığı tarçın

Yapılışı:
Öncelikle şeker, yağ, yumurta ve yoğurdu çırpınız. Şekeri eriyince unu ve kabartma tozunu ilave ediniz. Tarçını katıp tekrar karıştırınız. Yağladığınız kek kalıbına karışımı dökünüz ve hamuru dinlendiriniz. Daha sonra elmaları soyup küçük küçük doğrayınız. Hamura katıp iyice karıştırınız. 170 derecede 30dk pişiriniz. Soğuyunca servis yapınız.

Afiyet olsun...
Paylaş:

Hamilelik ve Oruç

Yaklaşan Ramazan ayı öncesi hamilelerin oruç tutması ile ilgili merak edilenleri bu yazıda biraraya topladık.İşte gebelik ve oruç, hamilelikte oruç tutma konusu ile ilgili merak edilenler.

Beslenmenin önemli olduğu olduğu bir dönemdir hamilelik. Enerji tüketimi vitamin, mineral ve artan protein ihtiyacı sebebiyle iyi bir beslenme programı uygulanmalıdır. 

Hamilelikte oruç tutmak zararlı mı?

Hamile bir kadının oruç tutması gerek kendi sağlığı ve bebeğin sağlıklı gelişimi açısından farklı riskler taşıyabilir.

Hamile kadınlar oruçtan neden negatif etkilenirler?

Oruç tutarken uzun süreli açlık saatleri olumsuz etkileyebilir. Kan şekerinin düşmesine bağlı halsizlik, sinirlilik, baş ağrısı gibi sorunlar yaratabilir. Mide şikayeti olan hastalarda asit üretimi artarak mide şikayetlerinin de artmasına yol açabilir.

Açlık hamileleri normal kişilere göre fazla mı etkiler?

Kan şeker düzeyi ilk 3 aydan sonra özellikle gebelik öncesine göre inişli çıkışlıdır. Kan şekeri yemekten sonra hızla yükselebileceği gibi açlık dönemlerinde daha hızlı düşebilir. Hamilelik esnasında sıklıkla küçük miktarda yemek tavsiye edilir. Bunun dışında gebeliğin ilk aylarında bulantı uzun süren açlıklarla çok daha olumsuz bir hal alabilir.

Oruç tutan hamileler iyi beslenmez ise ne olur?

Yetersiz düzeyde sıvı alımına bağlı olarak idrar yolu enfeksiyonları, kansızlık, diş problemleri, şişlikler, düşük doğum ağırlıklı bebekler, erken doğum, uzun süren açlığa bağlı mide asitinde artma, mide yanması ve ekşime gibi sorunlar olur.

Oruç tutan gebeler tutmayanlara göre daha çok kilo alırlar mı?

Uzun süren açlık metabolizmanın hızını düşürür ve kadının hareket yeteneğini azaltır. Ayrıca, daha az kalori harcanmasına sebep olur, bu da kişiye kilo olarak geri döner. Bunun dışında akşam yenilen yemekler sindirim sorunu ortaya çıkarır.

Oruç tutma durumunda su içilmemesi hamileleri nasıl etkiler?

Sıcak günlerde su kaybı, normal kadınlara göre daha çok artar. Su alamamaları düşme ve bayılmalara sebep olur.

Gebelikte tutulan oruç anne karnındaki bebeği nasıl etkiler?

Çocuğun içinde bulunduğu amniyotik sıvı azalır ve çocuk hareketlerinde azalma yapar. Bebeklerde düşük kilolu doğumlara sebep olur. Bunun haricinde uzun süreli açlık sonucu mevcut olan yağ dokusu yıkılarak keton oluşumuna sebep olur. Bu durum da bebeğin beyin fonksiyonlarını etkileyebilir.

Hangi durumlarda anne adaylarının hiçbir şekilde oruç tutmamaları gerekir?

Hamile kadın gebelik şekeri, yüksek tansiyonşeker hastalığı gibi sorunları varsa aç kalmamalıdır. Karaciğer hastaları, mide ülseri olanlar ve ishal şikayeti olanlar oruç tutmamalıdır.

Oruç tutan hamilelerin ek vitamin almaları faydalı mıdır?

Hamilelikte aldığı vitaminler haricinde gereksinimi yoktur.
gebelik ve oruç
Paylaş:

ALKOL VE TRAFİK KAZALARI

Alkollü Araç Kullanmak En Önemli Kaza Sebeplerinden Biridir
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nun verilerine göre gerçekleşen ölümlü trafik kazalarının büyük bir bölümü alkollü araç kullanmaktan ötürü gerçekleşir.
Adli Tıp açısından önemli olan alkol türü etil alkoldür. Ağız yolundan alınan alkolün %20’si mideden, % 80’i ince barsaklardan doğrudan emilir. Ağız, yemek borusu ve kalın barsaklardan da emilebileceği bilinse de bu değerler ihmal edilebilir düzeydedir. Etil alkol tüm sıvılarına geçebilir. Kan alkol değeri, alkol alımı bittikten 1 saat sonra en yüksek düzeye ulaşır sonra tedricen azalır. Alınan alkol karaciğerde alkol dehidrogenaz ve asetaldehid dehidrogenaz ile yıkılır. Alınan alkolün %5-8’i solunum ve idrar yolu ile değişime uğramadan, az bir kısmı ise ter ve gaita ile atılır (8).
Alkol merkezi sinir sistemi üzerine tıpkı genel anestezi yapan maddeler gibi etki eder. Ancak vücut sıvılarına kolaylıkla dağıldığından içilen miktarları ile beyinde narkoz için gerekli düzeye genellikle ulaşmaz. Bununla birlikte az miktarda alkol alımı bile bir işin yapılması için gerekli beceri, dikkat ve özende azalmaya neden olur. Bu belirtilerin ortaya çıkması için gereken alkol miktarı kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir. Alkol alanlarda öncelikle psişik inhibisyonlar ortadan kalkar. Daha sonra muhakeme ve karar verme yeteneği kaybolur. Dikkat ve refleks aktivite hızı azalır. Psikomotor koordinasyon azalır. Hafıza kusurları oluşur. Kanda alkol düzeyi arttıkça disoryantasyon, stupor, koma ve ölüm gelişir.
amatör sürücüler için belirlenen yasal üst sınır olan 0.5 promil’i aşmamak için 70 kg ağırlığındaki bir kişinin bir defada alabileceği alkol miktarı 20 gr (25 ml)’dir. Buna göre, içki türlerine göre içilebilecek azami miktarlar;
  • 800 ml light bira

  • 500 ml normal bira

  • 300 ml ekstra bira

  • 200 ml şarap veya köpüklü şarap

  • 150 ml likör şarabı

  • 55 ml Yeni rakı, Tekirdağ rakısı

  • 50 ml cin veya %50 alkol içeren viski

  • 60 ml %40 alkol içeren viski, votka

Yapılan araştırmalarda kan alkol düzeyinin 1 saatte %12-20 mg azaldığını ortaya koymuştur. Adli vakalarda Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca bu bilgiler göz önüne alınarak kan alkol düzeyinin 1 saatte ortalama %15 mg azaldığı kabul edilmektedir.
Karayolları Trafik Kanununda; alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı 48. maddede yer almaktadır.

48. Madde

MADDE 48- Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.
Uyuşturucu veya keyif verici maddelerin cinsleri ile alkollü içkilerin etki dereceleri ve kandaki miktarlarını tespit amacıyla, trafik zabıtasınca teknik cihazlar kullanılır. Tespit usulleri ve muayene şartları, Sağlık Bakanlığı’nın görüşüne uygun olarak hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir. (Değişik: 08.01.2003-4785/3 md.)
Bu madde hükmüne uymayan sürücüler derhal araç kullanmaktan men olunur.
Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında 340.900.000 lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında 427.300.000 lira para cezası uygulanır. Ayrıca bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak Yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 684.300.000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir. (Değişik: 08.01.2003-4785/3 md.)
EK MADDE 12- Konaklama yerleri ve belediye mücavir alanları hariç olmak üzere, otoyollarda ve Devlet karayollarında yapılacak ve açılacak yapı ve tesislerde alkollü içki satılmasına izin verilmez (Değişik: 08.01.2003-4785/5 md.).
Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre; Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler İle Alkollü İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı (12)
Madde 97- Uyuşturucu, uyutucu ve keyif verici gibi özelliklere sahip doğal ve sentetik psikotrop maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.
Bunlardan uyuşturucu, uyutucu veya keyif verici gibi doğal veya sentetik psikotrop madde almış olarak araç kullandığı tespit edilenler, almış oldukları maddelerin cins, miktar ve etki derecelerine bakılmaksızın araç kullanmaktan men edilirler ve haklarında Trafik Kanununun 48 inci maddesine ve ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre işlem yapılır.
Uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içki almak suretiyle araç kullanan sürücülerin tespit veya teşhisinde aşağıdaki esas ve usuller uygulanır.
a) Uyuşturucu veya keyif verici madde almış olanların tespiti esasları;
1) Herhangi bir uyuşturucu, uyutucu veya keyif verici gibi özelliklere sahip psikotrop madde almak suretiyle araç kullandığı şüphesi uyanan sürücülerin durumları tıbbi yönden incelenmek, kan veya idrar analizleri yapılmak üzere, adli tıp kuruluşu olan yerlerde bu kuruluşa, olmayan yerlerde ise Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan sağlık kuruluşlarına sevkedilir.
2) Kan veya idrar tahlilinin yukarıdaki yerlerde yapılmaması veya yaptırılamaması halinde sürücünün yetkili bir sağlık kuruluşunda usulüne uygun olarak aldırılacak kan veya idrarı, tahlilleri yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip, en yakın resmi sağlık kuruluşuna veya polis kriminal laboratuarlarına gönderilerek durumu tespit ettirilir.
b) Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı;
1) Taksi veya dolmuş otomobil, minibüs, otobüs, kamyon, çekici gibi araçlarla kamu hizmeti, yük ve yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ile resmi araç sürücüleri alkollü içki kullanmış olarak bu araçları süremezler.
2) Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kanlarındaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanlar araç kullanamazlar.
c) Alkollü içki almış sürücülerin ve kanlarındaki alkol miktarının tespiti esasları;
1) Alkollü olarak araç kullanıldığından şüphe edilen ve yalnızca hasarla sonuçlanan trafik kazalarında, sürücülerin alkol durumları kaza tespit tutanağını tanzim eden elemanlarca olay yerinde teknik cihazlarla tespit edilerek, kaza tespit tutanağına yazılır. Bu halde hasarlı kazaya karışanların alkol durumlarının tespiti için ayrıca adli tabibe veya resmi sağlık kuruluşlarına sevki yapılmaz.
2) Cihazla yapılan tespit sonucunda alkollü içki aldığı belirlenen sürücülerin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48 inci maddesine göre, birinci defada 3 ay, ikinci defada da 1 yıl süreyle sürücü belgeleri ellerinden alınır. Üçüncü defa tekerrürü halinde ise, bu sürücüler, 1 aydan 2 aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılırlar ve belgeleri 5 yıl süre ile geri alınır. Bu süre sonunda yapılacak psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi neticesinde belgesinin iadesinde sakınca bulunmayanlara sürücü belgesi iade edilir. Muayene sonucunda sürücü belgesinin iade edilmesinde sakınca bulunanlara ise sürücü belgesi verilmez.
Alkollü olarak ölümlü ya da yaralamalı trafik kazasına neden olunması halinde ağır kusurun varlığı kabul edilir.
3) Cihazla yapılan tespite sürücünün itiraz etmesi halinde, kanındaki alkol miktarının belirlenmesi için, bu konuda eğitilmiş ve kan almaya yetkili kılınmış personel tarafından kanı alınarak, tahlil için polis kriminal laboratuarına gönderilir.
4) Polis kriminal laboratuarlarında tahlilin mümkün olmaması halinde, sürücü kanındaki alkol miktarının tespiti için adli tıp merkezlerine ve Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan en yakın sağlık kuruluşlarına gönderilir.
5) Sürücülerin alkollü içki alıp almadığının tespitinin cihazlarla yapılması mümkün olmaması halinde (Ek:34)’deki form esaslarına göre test uygulanır. Test sonucunda alkollü içki aldığına kanaat getirilenlerden 0.50 promilin üstünde alkollü içki alındığını kabul ve beyan edenler hakkında yapılacak kanuni işleme esas olmak üzere (Ek:34)’deki formun alkol test tutanağı bölümü düzenlenerek sürücü ve görevli tarafından imzalanır.
Test sonucuna itiraz eden sürücüler hakkında ise kanlarındaki alkol miktarının tespiti için 3 ve 4 üncü bentte belirtilen esas ve usuller uygulanır.
6) Kandaki alkol miktarının teknik cihazlarla ve kan alınarak laboratuarda tespit imkanlarının bulunmadığı hallerde, alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler en yakın resmi sağlık kuruluşuna sevk edilerek, bu kurum hekimi tarafından rutin alkol muayenesinden geçirilirler.
Bu madde hükümlerine uymayanlara, Kanunun 48 inci maddesine göre işlem yapılır.
(Ek:02.11.2000-24218) Alkollü içkilerin etkisi altında araç kullanmak suçunun birinci ve ikinci defasında işlenmesi durumunda, bir yıl içerisinde hız sınırının 5 kez ihlal edilmesi halinde ve bir yıl içerisinde 100 ceza puanını birinci ve ikinci defa doldurulması halinde, sürücülerin sürücü belgeleri, trafik polisi veya jandarmanın trafik eğtimi görmüş personeli tarafından Kanunda yazılı süreler kadar re’sen geçici olarak geri alınır.
Kaynak: trafik.gov.tr
Paylaş:

İLKYARDIM

TANIMI : 

Ani olarak hastalanan veya kazaya uğrayan kimseye anında, olay yerinde ve çevre imkanlarından yararlanılarak  yapılan, tıbbi olmayan geçici müdahaleye İLKYARDIM denir.


İLKYARDIMDA AMAÇLAR :

1-  Hayat kurtarmak
2-  Durumunu korumak 
3-  Sakatlıkları önlemek 
  

İLKYARDIMDA  6 SAFHA :

1- Tedbir (İlkyardımcının  kendisinin ve kazazedenin güvenliğinin sağlanması)
2- Teşhis
3- Tedavi
4- Telekomünikasyon (haberleşme)
5- Triaj (öncelikli kazazedenin belirlenmesi)
6- Taşıma

İLKYARDIMCI’ da  bulunması gereken özellikler : 

1- Her zaman tedbirli olmalıdır 
2- Soğukkanlılığını korumalıdır 
3- Cesaret gösterilerinden ve emin olmadığı uygulamalardan kaçınmalıdır 


İLKYARDIM’ da haberleşebilecek telefon numaraları : 

                 110 İtfaiye 
                 112 Ambulans
                 114 Zehir Danışma Merkezi (Sağlık Bakanlığı)    
                 154 Trafik polisi  
                 155 Polis imdat
                 156 Jandarma imdat 

Paylaş:

Prostatit Nedir?

Prostat mesanenin altında, rectumun önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde bir bezdir.
Prostat iltihabına denir.Akut bakteriyel prostatit genellikle prostat absesi ile beraber olabilir. En sık etken E. Coli, proteus, klebsielladır.Belirtiler titremelerle yükselen ateş, idrar yollarına ait şikayetler, idrar yapamamadır. Abse drenajı yapılır ve antibiyotik tedavisi başlanır. Kronik bakteriyel prostatit muayene sırasında ağrı meydana gelmez. Ateş gibi akut infeksiyon bulguları yoktur. En sık etken klamidya, mikoplazma, üreoplazma dır. Tedavi de prostat sıvısına en fazla geçen antibiyotiklerle uzun süreli tedavi uygulamaktır. (3 ay kadar)


Paylaş:

göbek eritme hareketleri

Göbek eritme hareketleri 1. Hedef ön karın kasları
Sırtüstü uzanın. Bel çukurunuzun altında üzüm olduğunu hayal edip bu çukuru korumaya çalışın. Bacaklarınızı table tab denilen fotoğraftaki konuma getirin. Ellerinizle başınızı destekleyin ve önce göğüs kafesinizi havayla doldurup bu havayı nefesinizle boşaltırken, yalnızca karnınıza odaklanarak bacaklarınıza doğru kalkın. Bunu 15 kez tekrarlayın.
2. Spastik bacak
Yine bel çukurunu koruyarak sırtüstü yatın. Ayak tabanlarınızı birleştirip fotoğraftaki spastik pozisyonu alın. Derin nefes alın, nefesinizi verirken ellerinizle ayaklarınıza doğru uzanmaya çalışın. Bu hareketi 15 kez tekrarlayın. . .
3. Uzan yakala
Pozisyonunuzu bozmadan bacaklarınızı vücudunuza dik konumda havaya kaldırın. Bel çukuruna dikkat! Ellerinizle, yalnızca karın kaslarınızdan güç alarak ayak bileklerinizi tutmaya çalışın. Karın kaslarınızın gerildiğini hissedin. Bu hareketi 15 kez tekrarlayın.
4. Karın stebi
Yine bel çukurunu muhafaza ederek sırtüstü uzanın. Ellerinizle poponuza güç verin. İki bacağınızı birlikte yere paralel olacak biçimde kaldırın. Önce derin bir nefes alın ve bu sırada bir bacağınızı göğsünüze yaklaştırın, nefes verirken bu bacağınızla havayı tekmeleyip diğer bacağınızı göğsünüze çekin. Yürüyormuş gibi hareketi 15 kez tekrarlayın.
Göbek yakma hareketleri / 5. Çift bacak hareketi
Pozisyonunuzu bozmadan bacaklarınızı vücudunuza dik olacak biçimde kaldırın. Derin nefes alın, verirken bacaklarınızı gergin biçimde yavaş yavaş yere doğru indirin. Ancak yere değdirmeden nefes alın ve verirken yine kaldırın. Bu hareketi yaparken tüm gücünüzle karın kaslarına odaklanın. Bu hareketi de 15 kez tekrarlayın.
6. Yerde dans
Yan karın kaslarını çalıştıran bu harekette, fotoğraftaki pozisyonu alın. Üstteki bacağın ters tarafındaki dirseğinizi yukarıdaki bacağın diz kapağına değdirmeye çalışın. Bu hareketi iki tarafınızla 15 kez tekrarlayın. Belinizi incitmemeniz için mutlaka bel çukurunuzu bozmamaya ve karın kaslarına odaklanmaya çalışın. .
7. Karın balesi
Yan olarak yatıp yere bakan kolunuzla fotoğraftaki gibi destek alıp vücudunuzun üst tarafını kaldırın. Dışta kalan bacağınızı gergin bir biçimde yukarıya kaldırırken aynı taraftaki elinizle bileğinizi tutmaya çalışın. Karın yan kaslarınızın gerildiğini hissedin. Bu harekette karnınızın içe çekili ve gergin olmasına özen gösterin. Aynı hareketi bu kez diğer tarafınıza uzanarak yapın. Her bir tarafınızla 15 kez tekrarlayın.
8. Sarkaç
Ellerinizle arkadan destek alıp vücudunuzun üst kısmını fotoğraftaki pozisyona getirin. Bacaklarınızı dizlerinizden bükülü olarak kaldırın. Birbirine bitişik halde, önce sağa sonra sola doğru sarkaç hareketi yapın. Bu sırada yan karın kaslarınızın gerildiğini hissedin. Hareketi 15 kez tekrarlayın. .
9. Yukarı şınav
Uzanın. Bacaklarınızı fotoğraftaki pozisyona getirin. Karnınızdan güç alarak bedeninizi yükseltin. Kollarınızı gergin biçimde uzatıp ellerinizle bacak bileklerinizi tutmaya çalışın. Bu hareketi de 15 kez tekrarlayın. .
10. Gerinme
Yan yatın. Üstteki bacağınızı belinizin üstü hareket etmeden ileriye doğru gerin. Vücudunuzun üst kısmını ise ters tarafa döndürmeye çalışın. Bu sırada ellerinizle başınızı destekleyip kollarınızı fotoğraftaki pozisyona getirin. Aynı hareketi farklı iki tarafınıza yatarak 10 kez tekrarlayın.
Pek çok kişi yazın hala istediği formda olamamaktan şikayetçi. Bazı kişiler biraz zayıfladıysa bile istediği yerlerden (göbek, bel, basen incelememekten yakınıyor. Normal diyet programlarında kişiler zayıflasa bile çoğu kişide daha çok yüz bölgesi inceliyor. Ama aşırı yağlı bölgelerde pek incelme olmuyor.
Sizlere 3 haftada özellikle göbek ve bel bölgesinden incelmeyide sağlayacak özel bir program vereceğim. Ancak öncelikle şu noktayı vurgulayayım. Sadece diyetle bölgesel zayıflama tam olmaz. Beraberinde özel egzersiz ve bazı özel bitkisel diyetler gerekir.
Bu programı 3 hafta uygulayın, yirmibirinci günün sonunda göbeğinizden eser kalmayacak..
Paylaş:

Zeytinyağlı Portakallı Kereviz


Harika Yemek Tarifleri Serisi,En Güzel Yemek Tarifleri
Malzemeler
2 adet orta boy kereviz6 adet orta boy sulu portakal1 adet orta boy kuru soğan2 adet havuç5 yemek kaşığı zeytinyağıTuz
Hazırlanışı 

Kerevizler soyulup ince ince dilimler şeklinde kesilip limonlu suda bekletilir. Sap kısımları da çok ince olmamak kaydıyla doğranır. Zeytinyağında havuç ve ay şeklinde doğranmış soğan kavrulur. Limonlu suda bekletilen kerevizler eklenir, tuz ilave edilir. Portakal suyu da eklenip pişmeye bırakılır.
NOT: Pişme süresi düdüklüde 15 dk, normal tencerede ise sap kısımları yumuşayıncaya kadar yeterli. Düdüklü tencerede suyunun azalma problemi olmuyor fakat normal tencerede suyu azalırsa portakal suyu ya da normal su eklenebilir. Afiyet olsun.

Paylaş:

Difteri

Difteri, ateş, halsizlik ve boğazda oluşturduğu zarlar nedeniyle solunum güçlüğü ile seyreden kapsüllü bir bakterinin neden olduğu, en çok çocuklarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Primer toksik hastalık olarak tanımlanan birkaç hastalıktan biridir(tetanus, botulismus ve difteri). Bu tanımlama ile hastalık tablosuna mikropların değil sadece mikrobun ürettiği toksinlerin neden olduğu anlatılmaktadır.

Etken :
Difteri hastalığının etkeni Corynebacterium diphtheriae adlı bakteridir. Ancak hastalığı oluşturan bu bakterinin ürettiği bir toksindir.

Epidemiyoloji :
Öksürme, aksırma ile havaya yayılan bakteri; ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Duyarlı bir kişide mikrop en sık olarak boğaza yerleşir. Ancak derideki yaralara bulaşıp deri difterisine de neden olabilir. Hastalanan her 10 kişiden 1’i her türlü tedaviye rağmen solunum yollarının tıkanması , kalp yetmezliği ve felçler nedeniyle yaşamını kaybeder. Hipokrat’tan beri bilinen bir hastalıktır. Ancak yazılı tarihteki ilk salgın 1700'lü yıllardadır ve nüfusun %2,5'inin ve çocukların 1/3'ünün öldüğü bir salgın New England’da yaşanmıştır. Daha sonra yaklaşık 25 yıllık aralarla salgınlar tüm dünyada tekrarlamıştır. Difteri, özellikle ılıman iklim kuşağında, dünyanın her tarafında görülen bir hastalıktır. Mikrobun bilinen tek taşıyıcısı insandır. Sonbahar ve kış aylarında görülme olasılığı artar. Hastalık hayatın ilk 6 ayında nadirdir. En fazla 2-5 yaşlarında görülür. 10 yaşına doğru bağışıklık oranı yeniden artar. Büyük yaşlarda görülen nadir vakalar ise hafif seyir gösterir. Aşının düzenli olarak uygulandığı ülkelerde difteri hemen hemen ortadan kalkmıştır.
Klinik :
Difterinin kuluçka dönemi 1-7 gündür.
Difteri anjini (bademcikler çevresindeki difteri): Hastalık en sık bu bölgede görülür. Hastalık boğazda noktalar şeklinde başlar ve 12-24 saat içinde beyaz veya grimtrak, yüzeyi düz, kaldırmakla kanayan bir zar haline dönüşür. Boynun her iki yanında bezeler oluşur. Klinik tablonun ağırlığı toksemi derecesine bağlıdır. Difterinin neden olduğu kötü sonuçların sıklığı ve derecesi mikrobun zehirleme derecesi ve tedaviye başlama zamanına göre değişir. Ön planda kalp-damar ve sinir sistemini ilgilendirir.
Tanı :
Klinik olarak hastanın ateşi olması ve hastalığa benzer bulguları taşıması ve çevrede vaka görülmüş olması tedaviye başlamak için yeterlidir.

Tedavi :
Difteri antitoksini, antibiyotikler ve destek tedavisi uygulanır.
Korunma :
En iyi korunma şekli aşıdır. Difteri aşısı her sağlıklı çocuğa rutin olarak uygulanmalıdır. Difteri aşısı tetanus ve boğmaca aşısı ile birlikte karma aşı olarak uygulanmaktadır. Aşı uygulamasına çocuk 2 aylıkken başlanır ve 1 aylık aralarla üç doza tamamlanır. Üçüncü aşıdan 1 yıl sonra bir doz daha verilir. Bunu izleyerek ilkokul 1. sınıf ve 8. sınıfta sadece tetanus ve difteriden oluşan ikili karma aşı ile aşılamaya devam edilir. Difterili hastanın diğer kişilerden ayrı tutulması şarttır. Karantina birer hafta aralar ile yapılan boğaz kültürü negatif olana kadar devam ettirilir. Taşıyıcıların saptanması ve tedavisi korunmada çok önemlidir.

Paylaş:

Kızamıkçık

Kızamıkçık, Kızamıkçık Hastalığı (Rubella) Nedir?
Bir togavirusun neden olduğu, son derece hafif bir hastalık olmasına karşın, gebelik dönemini enfeksiyonları bebekte (doğuştan rubella) ciddi sakatlıklara neden olabilmektedir.
Belirti ve Bulgular:
Anne karnında geçirilen hastalık dışındaki hastalarda 14-21 günlük kuluçka döneminden sonra yüz ve boyunda başlayan, 1-3 günde vücuda yayılıp kaybolan pembe-kırmızı, deriden kabarık olmayan döküntü ile karakterizedir. Kulakların ve kafatasının arkasında lenfadenopati (lenf bezelerinde büyüme) sıklıkla bulunur.
Erişkinlerde eklem ağrıları ve artrit (eklem iltihabı) görülebilir.
Anne gebelik sırasında rubella geçirirse, bebekte anne karnında büyüme geriliği, kalp anormallikleri, göz bozuklukları [katarakt, mikroftalmi (göz küçüklüğü), retinopati], işitme kaybı ve baş çevresinde küçüklük (mikrosefali) gibi ağır doğuştan bozukluklar ortaya çıkabilir.
Doğum sırasında ayrıca karaciğer dalak büyüklüğü, pıhtılaşma hücrelerinde (kan pulcukları) eksiklik (trombositopeni), sarılık; geç dönemde ise gelişme ve zeka geriliği dikkati çekebilir.
Hamileliğin erken dönemlerinde olan enfeksiyon genellikle körlük, geç dönemlerinde ise sağırlıkla sonuçlanır. Ancak hangi dönemde olursa olsun tüm organlar tutabilir.
İlk 12 hafta (ilk trimestır)en tehlikeli dönemdir, takip eden 4 hafta içinde fatal enfeksiyon riski azalır. 16-20. haftalar arasında sadece sağırlık bildirilmiştir.
Bulaşma, Kızamıkçık nasıl bulaşır ?
Bulaşma hava (solunum) yoluyla olur. En sık ilkbahar aylarında görülür.
Tanı:
Hastaların büyük çoğunluğunda klinik tanı yeterlidir. Şüpheli hastalarda, özellikle gebelerle temas varsa, kan testleri yapılabilir. Ayrıca periferik kan yaymasında Türk hücreleri olarak adlandırılan virositler görülebilir.
Ayırıcı tanı:
Kontakt (temasa bağlı) dermatit, ilaç döküntüleri, kızamık, eritema multiforme, kızıl, riketsiya ve enterovirus hastalıklarına bağlı döküntüler.
Kızamıkçık’tan Korunma:
Kazanılmış rubella hastaları döküntünün 5. gününde bulaştırıcı iseler de, hastaların ayırılmaları gerekmez. Yalnız gebe kadınlardan uzak tutulmalıdırlar. Anne karnında rubella geçiren hastalar ise virusu yıllarca etrafa bulaştırabilirler. Bu nedenle bu hastaların bakıldığı merkezlerde doğurganlık çağındaki kadınların rubella serolojisi bakılmalı, negatifse aşılanmalıdır.
Aktif bağışıklık:
Canlı rubella virüs aşısı kızamık-kızamıkçık-kabakulak üçlü aşısı (KKK) olarak, 12. ayda ve 4-6 yaşta veya ilköğretim 1. sınıfta 2 doz olarak, deri altına uygulanır. Yüzde 97-100 koruyucudur.
Paylaş:

Tarçın, Tarçın Kabuğu, Tarçın Yağı Faydaları

TARÇIN
SİNİR SİSTEMİNDE ETKİLİDİR :Bedeni ve ruhi sıkıntıyı ve yorgunluğu giderir. Beyin yorgunluğu ve sürmenaja çok faydalıdır.
Kalbi kuvvetlendirir ve atışını biraz artırarak vücut sıcak­lığını yükseltir.
Tarçın, Tarçın Yaprağı Faydaları Yararları Kullanılışı Özellikler
Grip, soğuk algınlığı ye nezleyi geçirmeye yardım eder, Etrafta grip salgını olunca içilirse koruyucu etki yapar. Gribin yarattığı ruhi sıkıntıyı giderir.
HAZIM YOLLARINDA TESİRİ FAZLADİR:
Mide ve barsakta ifrazatı artırır, hazmı kolaylaştırır. Hazım zorluğu ve mide tenbelliğini giderir. İştah açar.
Mide ve barsakta gazı önler. En inatçı ishali bile hemen geçirir.
ANTİSEPTİKTİR:
Etli ve sütlü yiyeceklerin (Sütlaç, Muhallebi) bozulmasını, bayatlamasını ve insana zarar vermesini, gaz yapmasını önler.Kalın barsaktan, ishal ve peklik ile vücudun zehirlenme­sini önler.
.
Vücudun mukavemetini artırır. Kansere karşı da korur.
HANIMLARA FAYDALARI :
Normal ay hali dışında kan gelmesini ve beyaz akıntıyı giderir.
DİĞER ETKİLERİ :
Kadın ve erkekte cinsel arzuyu artırır. Barsak kurtlarını döker.
KULLANILIŞI:
Mutfakta: Günde alınacak miktar 1 tatlı kaşığıdır, bu miktar toz pasta, elma komposto, pirinçli ve irmikli tatlılara konur. 1 kahve kaşığı toz 1 bardak sıcak suya konur ve tek­rar ısıtılmadan içilir, günde 3 bardak içilebilir.
Soğuk algınlığında, süt, salep gibi sıcak içecekler üzerine ekerek, alınır.
NOT : Tansiyonu yüksek olanlar tarçını çok az veya hiç alma­malı Tarçın hiç brr zaman kaynatılmamalı, kokusu uçar faydası kalmaz.
TARÇIN KABUĞU – CİNNAMOMUM CASSİA
Kullanıldığı Yerler:
Dahilen Kullanılışı: Mide dolgunluğunda, mide gazlarına bağlı şişkinliklerde, sindirim zorluğunda, gaz söktürücü, antiseptiktir, midede biriken suyu alır. Soğuk algınlığına bağlı sindirim zorlukları ve buna bağlı (atonilerde), bağırsak koliklerinde spazm çözücü olarak kullanılır, ruhi sıkıntıları giderir, sürmenajda (zihni ve bedeni bitkinlik hali) faydalıdır. Kalbi kuvvetlendirir, grip, nezle ve soğuk algınlığında kullanılır.
İştahı açar, hazmı kolaylaştırır, ishali keser, mide tembelliğini giderir, vücudun direncini artırır, kadınlardaki beyaz akıntıyı keser, aybaşını düzene koyar, bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur, cinsi arzuyu artırır, karında su toplanmasını önler, karındaki suyu alır, damar tıkanıklığını açar, kötü ve pis kokuları ve öksürüğü giderir, zekayı güçlendirir, vücudu ısıtır, kemiklerdeki yelleri giderir, midenin rutubetini alır, akciğerleri kuvvetlendirir.
Kullanılışı: Çay gibi kaynatılarak günde 2-3 bardak içilir, kaynatılan kabuklar birkaç kere kaynatılıp kullanılabilir.
1 bardak kaynar suya, 1 çay kaşığı toz tarçın konur, 10 dk bekletilir, günde 2-3 bardak içilir. Toz tarçın günde 3-5 defa 0.5-1 gr bir miktar şekerle yenilir.
İştah açıcı ve midevi olarak bir kesme şeker üzerine 2-5 damla damlatılıp yenilir daha yüksek miktarlar hazım sistemini tahriş eder.
Haricen Kullanılışı: Tarçın bal ile macun yapılıp cilde sürülürse lekeleri, kızarmaları ve sivilceleri giderir.
Katarakta, tarçın tozu sürme gibi sürülürse, gözdeki perdeyi (kataraktı) alır.
Tarçın yağı: Tarçın yağı felç veya ayak titremelerinde sürülürse faydalı olur. Beyin damarı tıkanıklığında buruna 1-2 damla tarçın yağı damlatılır. Bıçak veya her türlü yara izlerini gidermek için tarçın kaynatılır, suyuna pamuk batırılır yara izlerine devamlı pansuman yapılır.
Paylaş:

Karabiber Faydaları

HAZIM YOLLARINDA ETKİSİ ÇOK FAZLADIR:
Hazma hizmet eden bütün salgı bezlerini çalıştırır.
Bilhassa Pankreas bezine tesir ederek, yağlı ve nişastalı yiyeceklerin hazmını ve vücuttaki miktarının ayarlanmasını sağlar.
Pankreasın körelmesinl önleyerek, şeker hastalığının iler­lemesini durdurur, hatta zamanla normale dönüşü sağlar.
Mideyi ısıtır, iştah açar.
Yemeklerin tadını ve kokusunu hoş hale getirir.
Ağızda tükürük miktarını artırarak, nişastalı yiyeceklerin ilk hazmını temin eder.
Et, hamur yemekleri ve pilav üzerine ekilerek, kolay ha­zımlarını sağlar.
DEZENFEKTANDIR:
Çok kuvvetli dezenfektan otup, yiyeceklerdeki vş mide barsaktaki çeşitli mikropları öldürür.
Et, balık, et sulu yemekler, sucuk, sosis, köfte gibi yiye­ceklere karıştırıldığında, onlann bayatlamasını, bozulmasını, insana zarar vermesini önler.
Yemeklerin barsakta kokuşmasına, gaz yapmasına mani olur.
Paylaş:

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI


Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir.
Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır. 
Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini  kalıcı dişlere bırakır.  
Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve  kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir. 
Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir. 
Paylaş:

Safra Kesesİ


Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı, karacigerin alt kısmında bulunan torba şeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp, yoğunlaştırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak barsağına (duodenuma) safra salgılamaktır.

Paylaş:

Gebelikten Korunmak - Doğum Kontrol Yöntemleri

Gebelikten Korunmak İçin Yapabilecekleriniz Ve Cinselliği Daha Sağlıklı  Yaşayabilmeniz İçin Bilmeniz Gerekenler !

1 - GERİ ÇEKİLME YÖNTEMİ
Dünyada en yaygın kullanılan doğum kontrol yöntemi coitus interruptus yani geri çekme yöntemidir.

Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerdeki ilk tercih edilen yöntemdir. Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu bu tür ülkelerde bulunduğundan kaçınılmaz olarak dünyada da en çok kullanılan gebelikten korunma yöntemidir.

İnsanoğlu üreme ile cinsel ilişki ve erkeğin boşalması arasındaki bağı fark ettiğinde geri çekme yöntemini de keşfetmiş oldu. Teorik olarak gebelik olması için spermlerin kadın vajinasına bırakılması gerektiğinden erkek tam boşalma anında penisini dışarıya çeker ise gebelik olmayacağı düşünülmekteydi. Bu görüş hala daha geçerlidir. Ancak terorik olarak büyük oranlarda başarı göstermesi gereken yöntemin pratikde başarısız olması sonucu daha detaylı araştırmalar yapıldı ve erkekte, boşalmadan önce gelen sıvıda da sperm bulunduğunun saptanması çok da zor olmadı.

Gerçekten de geri çekme yöntemi tüm doğum kontrol yöntemleri arasında en başarısız olanıdır.Başarısızlığın en önemli nedeni orgazm ve ejekülasyon anında geri çekmenin çoğu zaman zor olması, ejekülasyondan önce gelen sıvı içinde sperm bulunması ve ejekülatın vajina dışına bulaşması durumunda nadiren de olsa spermlerin vajina içine girip ilerleyerek döllenmeyi gerçekleştirmeleridir.

Geri çekme ancak çok nadir olarak cinsel ilişkide bulunan çiftlerde ya da çocuk isteyip istemediklerine karar verememiş, olursa olur düşüncesinde olan çiftler için uygundur.

2 - TÜPLERİN BAĞLANMASI
Bir kadında hamilelik oluşabilmesi için erkekten gelen sperm ile kadından gelen yumurtanın fallop tüplerinde biraraya gelmesi ve sperminyumurtayı döllemesi gerekir. Herhangi bir nedenle (enfeksiyon, ameliyat) tüplerde meydana gelen hasarlanma ve tıkanıklık kısırlığa neden olur. Benzer şekilde tüplerin geçirgenliğinin bilinçli olarak engellenmesi ise bir doğum kontrol yöntemidir ve cerrahi sterilizasyon olarak adlandırılır. Bu şekilde sperm yumurtaya ulaşamaz ve onu dölleyemez.

Tüp ligasyonu ya da tüplerin bağlanması kalıcı doğum kontrol yöntemlerinden olarak kabul edilir. Daha sonra çocuk isteği ortaya çıkrsa tüplerin yeniden açılması her zaman mümkün olmaya bilir. Tüp ligasyonuna karar verirken bu durumun mutlaka göz önüne alınması gereklidir.

Kimler için uygundur
Günümüzde Amerika Birleşik Devletlerinde üreme çağındaki evli her 5-6 kadından biri tüplerini bağlatmayı tercih etmektedir. Tüplerin bağlatılmasının önünde hiç kimsede tıbbi bir engel bulunmamakla birlikte bazı durumlarda yapılması daha uygun ve avantajlıdır.
Paylaş:

Benign Prostat Hipertrofisi

Prostat bezinin büyümesidir. 50 yaşını geçen erkeklerde görülür. Belirtileri gece idrara kalkmaktır. Kesik idrar yapmak, idrarın başında ve sonunda kan damlayabilir. Hastalığın seyrinde geceleri sık sık idrar yapmak ihtiyacı duyulur uzun bekleyişten sonra çok az idrar yapılır. İdrar torbası tam anlamıyla boşalmaz. Bir zaman sonra hiç idrar yapamama tehlikesi baş gösterir. İlaç tedavisi önerilir. Kesin tedavisi cerrahidir.


Paylaş:

İnteraktif Beden Kitle İndeksi Hesaplayıcısı

İnteraktif
Beden Kitle İndeksi Hesaplayıcısı
Şişmanlık, vücutta olması gerekenden fazla yağ dokusu birikmesi halidir. Fazla kilolu olmaktan farklı bir kavramdır ve bugün için estetik bir sorun olmaktan çok bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Örneğin sporcu bir kişinin kas ve kemik kitleleri daha fazla olduğu için ideal kilosundan fazla ağırlıkta olsa bile şişman sayılmaması gerekir. Çünkü yağ dokusu fazla değildir. Tam tersine boyuna göre ideal kiloya sahip olan bir kişide kas ve kemik dokusu az vücut yağ kitlesi fazla ise bu kişinin kilosu fazla değil ama yine de şişman sayılabilmektedir.
Şişmanlık tanımlamasında kullanılan bazı ölçüm yöntemleri mevcuttur. Bunlardan biri “İdeal Kilo”dur. Kabaca kişinin boyundan 100 çıkarmakla o kişinin ideal kilosunu hesaplamak mümkündür. Örneğin 170 cm boyundaki bir kişinin kilosunun 70 olması gerekmektedir.
Şişmanlık sınırlarını saptamakta kullanılan bir formül de “Vücut Kitle İndeksi (VKİ)”dir. Ağırlığın metre cinsinden boyun karesine oranı ile hesaplanır. Örneğin yine 170 cm boyunda ve 70 kg ağırlığındaki bir hastanın VKİ = 70/1.72 = 24.2’dir. VKİ 19-25 arasında olan kişiler normal kilolu kişilerdir. 25-30 arası balık eti veya toplu, 30-40 arası şişman ve 40’ın üzeri ise bazı hastalıkların ortaya çıkmasına elverişli şişmalık durumu olarak ifade edilir.
Bel çevresinin erkekte 102 cm, kadında 88 cm’yi geçmesi, ya da bel çevresinin kalça çevresine oranının erkekte 0.9, kadında ise 0.8’den fazla olması yine şişmanlık olarak değerlendirilmektedir. Bu son iki ölçüm aynı zamanda fazla olduğunu anladığımız yağ dokusunun vücudun neresine biriktiğini de anlamamıza yarar. Eğer yağ dokusu karında ve dolayısı ile iç organların çevresinde birikmişse bu durumda o şişman kişide kilo fazlalığına bağlı olarak ortaya çıkma ihtimali olan bazı ek hastalıkların görülme oranı çok daha fazla artar. Örneğin bu kişilerde tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp ve beyin damarlarında tıkanma ve buna bağlı olarak kalp krizi ve felç geçirme ihtimali, şişman olmayan veya şişman olup da yağ dokusu karın dışındaki bölgelerde (örneğin bacak, kol gibi) biriken kişilere göre çok daha fazladır.



Kilonuz (Kg
olarak yazınız)
Kg.

Boyunuz (Cm
olarak yazınız)
Cm.
Beden
Kütle İndeksi değeriniz

kg/m2dır.
Beden Kitle İndeksi Nasıl Değerlendirilir?


Beden
Kütle İndeksi Değeri

Durumunuz

18.5 kg/m2’nin altında ise

zayıf
18.5-24.9 kg/m2 arasında ise
normal kilolu

25-29.9 kg/m2 arasında ise

hafif şişman (fazla kilolu)

30-34.9 kg/m2 arasında ise

orta derecede şişman (I.Derece)

35-39.9 kg/m2 arasında ise

ağır derecede şişman (II.Derece)

40 kg/m2 üzerinde ise
çok ağır derecede şişman (III.Derece)
Paylaş:

Bölgesel Zayıflamada Yoğurt Mucizesi – Yoğurt ve Bölgesel Zayıflama

Zayıflamak isteyenlerin en çok istedikleri şey sadece istedikleri bölümlerde zayıflamaktır. Peki Bölgesel zayıflamayı nasıl yapacağız neler bölgesel zayıflamayı sağlayabiliriz. Sizlere kısa bir bilgi notu sunmak istiyoruz.

Yağsız Yoğurt ile Bölgesel Zayıflamak Mümkünmüdür ?

Yağsız yoğurt tüketen insanlarda vücuttaki yağların yüzde 61, göbek bölgesindeki yağlarınsa yüzde 81 oranında azaldığı saptandı.

Kilo sorunu bulunanlara sütlü besinlerden uzak durmalarını salık verdiklerini belirten uzmanlar, yeni araştırmaların, yağsız yoğurdu bu kısıtlamanın dışında bıraktığını açıkladı.

Tennesee Üniversitesi’nde, diyet uygulayan 34 denek üzerinde 12 hafta süren araştırmada, yağsız yoğurt tüketen ve kilo sorunu bulunan deneklerin, düşük kalsiyum diyeti uygulayan deneklere göre, yüzde 22 daha fazla kilo verdiği gözlendi. Bu deneklerde, vücuttaki yağların yüzde 61, göbek bölgesindeki yağlarınsa yüzde 81 oranında azaldığı belirlendi.

Yağsız yoğurt diyeti uygulanan deneklere, günde üç kez bin 100 miligram kalsiyum içeren yoğurt verildi. Diğer diyet grubunaysa 500 miligram kalsiyum içeren farklı bir diyet uygulandı.

Tüm denekler, günlük normal kalori alımından 500 kalori daha az tüketti.

Yağsız yoğurt diyeti uygulanan deneklerde, kaslardaki yağların azaldığı belirlendi. Kasların kalori yakılmasında önemli rol oynadığına değinen uzmanlar, bazı diyet programlarında kilo vermek isteyenlerde kas kaybının da meydana gelebildiğini belirtiyor. Yağsız yoğurt diyetinde, vücuttaki kasların da dengelenebildiği saptandı.

GÖBEKTEKİ YAĞLAR KALP, ŞEKER, İNME VE KANSER NEDENİ
Göbekteki yağların genellikle erkeklerde çeşitli hastalıkların risk faktörü olduğu, yağsız yoğurt diyetinin göbekteki yağların yüzde 81'ini eriterek, hastalık risklerini de elimine edebildiği gözlendi.

Göbekteki yağların, kalp, şeker ve inme riskini körüklediği, bazı kanser risklerini yükselttiği biliniyor.

Düşük kalsiyum diyeti uygulayanlara göre, yağsız yoğurt diyeti uygulayanlarda bel kısmının, iki buçuk santim incelebildiği kaydedildi.

Yeterli oranda kalsiyum tüketmenin, vücuttaki yağların çözülmesini sağladığı, vücutta yeni yağ birikmesini önleyebildiği belirlendi.

Yağsız yoğurt temelli kalsiyum diyeti uygulayanlarda kemik yoğunluğu da normal seyrini koruyabiliyor.

Günde üç kez her seferinde 180 gram yağsız yoğurt tüketenlerin, üç servis yağsız yoğurttan sadece 300 kalori aldığı biliniyor.

Kaynak: Milliyet
Paylaş:

Göz Çevresindeki Şişikler ve Morluklar İçin Öneriler

Uyku düzenindeki bozukluklar, beden yorgunluğu gibi sebepler yüzünüze yansıyıp, istenmeyen görüntülere sebep olmaktadır. Hemen her kadının mustarip olduğu gözaltı şişmeleri, özellikle de güzel görünmek istenen özel günler öncesi hazırlığının verdiği yorgunluktan dolayı kaçınılmazdır. Peki, pratik olarak neler yapmalısınız?
Gözlerinizin üzerine ince bir dilim patates ya da salatalık yerleştirerek 15- 20 dakika boyunca bekletin.

Buz parçalarını bir poşetin içerisine koyarak göz çevrenizde daireler şeklinde gezdirin.
Makyaj yaparak da gözaltı şişliklerinizi gizleyebilirsiniz; kapatıcıyı gözaltlarına ince bir kat halinde uygulayın. Koyu renk bir göz farı tercih edin. Rimelinizi ise, üst kirpiklerin sadece dış kısmına uygulayın. Alt kirpikleri de bolca rimelleyin. Uygulayacağınız bu göz makyajı sayesinde dikkatleri göz çevresi şişliklerinden uzak tutabilirsiniz.

Bütün bu uygulamalara rağmen göz çevresindeki morluk ve şişliklerden kurtulamıyorsanız, üstelik yüzünüzün ayrılmaz bir parçası haline geldiyse, mutlaka bir doktora başvurmalı ve gerekli muayeneden geçmelisiniz. Zira gözaltı morlukları çeşitli hastalıkların habercisi olabilir.
Paylaş:

Çok eşli cinsel yaşam virüs riskini artırıyor !

Üreme organı kanserleri içinde en sık görülen üçüncü kanser türü olan rahim ağzı kanserinin, erken tanısı 6 ayda bir yapılan pap-smear testi ile sağlanabiliyor.

Rahim ağzı kanseri
Rahim ağzı kanseri yüzde 80 oranında hiç belirti vermiyor. Ancak erken tanısı mümkün. Rahim ağzı kanserinden korunmak için pap smear testine yaşa bakılmaksızın ilk cinsel temas yılında başlanması öneriliyor.

Üreme organı kanserleri içinde en sık görülen üçüncü kanser türü olan rahim ağzı kanserinin, erken tanısı 6 ayda bir yapılan pap-smear testi ile sağlanabiliyor. Düzenli olarak pap smear testi, HPV virüsü taraması yaptıran ve kolposkopi ile rahimlerinde inceleme yapılan Batılı kadınlar arasında rahim ağzı kanseri görülme sıklığı azalıyor.

Rahim ağzı kanseri, batı ülkelerinde her 100 bin kadından 16-18’inde, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise her 100 bin kadından 60’ında görülebiliyor. Erken yaşta cinsel ilişki, çok eşli cinsel yaşam, çok doğum yapmış olmak, HPV virüsü, sigara kullanmak, beslenme yetersizliği gibi faktörler rahim ağzı kanserinin oluşmasında etkili rol oynuyor.

Beslenme yetersizliğinin rolü
Acıbadem Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirkıran, rahim ağzı kanserleri ile beslenme yetersizliği arasında bir ilişki bulunduğunu belirterek “C vitamini , A vitamini ve folat eksikliği olanlarda rahim ağzı kanseri daha sık görülüyor” diyor.
Seksüel yaşamı olmayan kadınlarda rahim ağzı kanserinin görülmediğini vurgulayan Prof. Dr. Fuat Demirkıran, şöyle konuşuyor: “Bu nedenle rahim ağzı kanseri cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak tanımlanır. Rahim ağzı kanseri kadın hayatının iki döneminde sık görülür. Bunlardan birincisi ve en sık görüldüğü dönem 35-40’lı yıllardır. Bir diğeri ise 60-65 yaşlarıdır.

Rahim ağzı kanseri oluşumunda HPV’ nin rolü
Rahim ağzı kanserinin oluşmasında, rahim ağzında oluşan HPV enfeksiyonu çok önemli bir rol oynuyor. HPV rahim ağzı kanseri oluşumunda tek neden olmazsa bile, hastalığın gelişmesinde mutlaka etkili olarak görülüyor. Prof. Dr. Fuat Demirkıran, “HPV diğer virüsler gibi genetik yapısı olan en küçük canlılardan biridir. 70’e yakın HPV tipi vardır. Bunların 20 kadarı dış üreme organı (doğum yolu girişi, doğum yolu ve rahim ağzı) bölgelerine yerleşirler. Doğurganlık çağında seksüel aktif kadınların yaklaşık yüzde 20-46’sının genital bölgelerinde bu virüs bulunur ve bu bölgelerde bulgu vermeyen enfeksiyonlar yapar” diyor.
Genital bölgeyi tutan HPV tiplerinin 10-12 tipi kanser oluşumu ile ilgilidir. Bunlar doğurganlık çağındaki kadınların yüzde 10-15 kadarının genital bölgelerinde bulunuyor. Kanserle ilişkili HPV tiplerine yüksek riskli tipler denildiğini söyleyen Prof. Dr. Fuat Demirkıran şunları söylüyor: “Rahim ağzının yüksek riskli HPV ile enfeksiyonu kadınların pek çoğunda 8-9 ay içinde kendiliğinden iyileşir. Bu süre içinde iyileşmeyen HPV enfeksiyonları sonrasında, rahim ağzı kanserine eğilim artar ve bu kadınlarda rahim ağzı kanseri ile ilişkili hastalıkların(kanser öncesi durumlar) görülme ihtimali yükselir. Çünkü devam eden ve kendiliğinden iyileşmeyen yüksek riskli HPV enfeksiyonları rahim ağzı kanserinin en önemli nedenidir.

Belirtilere dikkat
Rahim ağzı kanserlerinin, yaklaşık yüzde 20’sinin hiçbir belirti vermemesi ve tesadüfen saptanması düzenli muayenenin ve tetkik yaptırmanın önemini bir daha ortaya koyuyor. Hastaların geriye kalan yüzde 80’inde ise anormal kanamalar görülüyor. Prof. Dr. Fuat Demirkıran, bu kanamaların doğurganlık çağındaki kadınlarda iki adet arasında görülen düzensiz kanamalar şeklinde ortaya çıktığına dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürüyor:“Menopoz sonrası dönemde ise herhangi bir zamanda görülen kanamalar şeklinde kendini gösterir. Rahim ağzı kanserlerinin önemli şikayetlerinden biri de postkoital kanamalar olarak adlandırılan cinsel temas sonrası görülen kanamalardır. Bu kanamalar cinsel temas sonrası görülür ve kısa sürede kendiliğinden kayıp olur. Bazı hastalarda rahim ağzı kanserleri kötü kokulu akıntılar şeklinde kendini gösterir ve bu akıntılar kanla karışık olabilir. Ağrı, rahim ağzı kanserlerinde ileri dönemlerde ortaya çıkan bir şikayettir ve erken dönemde görülmez.

Erken tanı
Rahim ağzı kanserinden korunmanın temel yolu, bu hastalık için erken tanı ve tarama yöntemlerinin düzenli uygulanmasından geçiyor. Bu amaç için kullanılan araştırma yöntemlerin başında vajinal akıntı tetkiki geliyor. Vajinal smear araştırmaları, 1940’lı yıllardan beri rahim ağzı kanserinin tarama ve erken tanısında kullanılan bir yöntem. Uygulaması ucuz, kolay uygulanabilir ve ağrısız bir yöntem. Bu araştırma yöntemi sayesinde rahim ağzı kanserinin 1940’lı yıllardan günümüze yüzde 70-80 oranında azaldığını vurgulayan Prof. Dr. Fuat Demirkıran şunları söylüyor: “Düzenli uygulanan bazı gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanseri hemen hemen hiç görülmez hale gelmiştir. Vaginal smear rahim ağzından dökülen hücrelerin özellikleri araştırılarak rahim ağzında kanser olup olmadığı konusunda, hekime fikir verir ve yol gösterir. Hekimin bu durumda görevi, hücrelerdeki değişikliklerin derecesine göre rahim ağzına kolposkop denen bir aletle bakarak anormal bölgelerden biyopsi yapmak veya hastayı human papilloma virus(HPV) araştırmasına yönlendirmektir. Rahim ağzı kanserinin erken tanı ve taramasında, başka bir deyişle korunmasın kullanılan diğer yöntemler kolposkopi ve HPV araştırmasıdır. Bu üç yöntemde birbirini tamamlayan araştırmalardır. Sonunda gerçek tanı bu üç yöntemin yönlendirmesi ile rahim ağzından parça alınarak koyulur.”
Korunma önerileri

Prof. Dr. Fuat Demirkıran, rahim ağzı kanserinden korunulması için şu önerilerde bulunuyor:
- Rahim ağzı kanserinden korunmak için vajinal smear araştırmalarına, yaşa bakılmaksızın ilk cinsel temas yılında başlanmalı ve 1-2 yıllık aralıklar ile tekrarlanmalıdır.
- Bütün bu işlemlerin yapılıp erken tanı koyulabilmesi için kadınların uygun aralıklarla hekime müracaat etmeleri gerekir. Tekrar belirtmek gerekirse, bu yöntemlerin doğru uygulandığı kadınlarda rahim ağzı kanseri hemen hemen hiç görülmez.

- Rahim ağzı kanserinden korunmanın başlıca yolları çok eşli veya partnerli olmamak, sigara içmemek ve rahim ağzı kanseri tarama programlarına katılmaktır.
- Özellikle düzenli kontroller yaptırarak, tarama programlarına katılmak rahim ağzı kanserinden korunmanın temel yoludur. Rahim ağzı kanseri vücutta oluşum aşamaları en iyi bilinen kanserlerden biridir. Uygun ve yeterli kontroller yapılan kadınlarda hastalık kanser oluşmadan kanser öncesi dönemde yakalanabilir ve kanser oluşumu engellenebilir.

- Başka bir deyişle uygun kontroller yaptıran kadınlarda rahim ağzı kanseri görülme olasılığı sıfıra indirilebilir ve kadınlar sık görülen kanserlerden birinden tümü ile kurtulmuş olurlar.
Paylaş:

Erkeklerin beğendiği iç çamaşırlar

Ünlü ilişki bloggerı Abraham Lloyd'un bir erkeğin bayılacağı iç çamaşırını nasıl seçilmesi gerektiğine dair önerileri:

Kıvrımları vurgulamak için bir parça renk ile siyah ve beyaz çamaşırlar çok seksi, zarif ve ruh halini destekler. Parlak ya da ten rengi ise kesinlikle değil! Ne giydiğinizi görmek ve vücut kıvrımlarınızı gözlerimizle takip edebilmek istiyoruz. Bunu engelleyen ayrıntılar kesinlikle kabul edilemez.

 KENDİNİZİ İYİ HİSSETMELİSİNİZ
 Giydiğiniz iç çamaşır  vücuda tam uyum sağlamalı, beden ölçüleri zorlanmamalı, içinde kendinizi iyi hissetmeniz çok önemli. Sürekli çekiştirilen askılar, düzeltmek zorunda kaldığınız bir külot ya da kaşındıran bir iç parça ile yapamazsınız. Emin olun çekiştirme, düzeltme ve kaşınmalarınızı her zaman fark edilir.

 BASİT YA DA KARMAŞIK OLUN
 Basit olun ya da bilinçli bir karmaşa yaratın. Üzerinizden çıkarmayı beceremediğimiz iç çamaşırlarıyla uğraşmak en az 'şunu nasıl çıkaracağız' diye sormak kadar bozabilir havayı. Genellikle kendimizi bu konuda eğitmiş olsak da eğer komplike bir takım tercih ettiyseniz belki de kendiniz çıkartmalısınız. Üstelik ön sevişme esnasında bir kadının kendi kendine soyunmasını izlemek muhteşem bir şey.

AKSESUAR ÖNEMLİ
Aksesuarları unutmayın. Mücevher ve ayakkabılar iç çamaşırına eşlik edecek en güzel aksesuarlar. İç çamaşırları içindeki bir kadından daha seksi olan tek şey iç çamaşırları içinde ve yüksek topuklular giyen bir kadın olacaktır. Üzerindeki her şeyi çıkardığında tek başına kalacak hoş bir kolye ise nefes kesen bir görüntü.

HANGİ BÖLGELERİN VURGULANACAĞI ÖNEMLİ
Vücut şeklinizi nasıl sunmanız gerektiğini ve hangi bölgeleri vurgulayacağınızı bilin. Sizi güzel, seksi ve kendine güvenli gösteren şey giyinmek ama diğer tarafta kendinize uymayacak tercihler yapmamalısınız. Erkeklerin her şeyi görsel değerlendirdiğini unutmayın: çok fazla alt metin okumaz, efor sarf etmez ya da gayret göstermeyiz. Sunulanın hoşumuza gitmesini tercih ederiz. Yani bizim için 2 şey önemli, giydiğiniz çamaşır ile seksi hissetmeniz, gözükmeniz ve bizi de bu görünüm ve sunumla heyecanlandırmanız.
Paylaş:

Kadınlarda Kızlarda Doğum Kontrol ve Korunma Yöntemleri Haplar

Kadınlara yönelik korunma yöntemleri rahim içi spiraller, diyafram,haplar, tüp ligasyonu, erkek üreme hücrelerini öldüren haplar, iğne başlıca kullanılan ve etkileri farklılık gösteren yöntemlerdir.

Haplar (Gebeliği önleyici haplar, oral kontraseptifler): Kadınlık hormonları içerirler. Her gün düzenli ağızdan alındığında, yumurtanın oluşumunu engeller.

Rahim ağzındaki salgıları kalınlaştırarak spermin geçip rahme ulaşmasını önlerler. Etkili bir yöntemdir cinsel ilişki olsa da, olmasa da her gün aynı zamanda unutulmadan alınmalıdır.

Kadın hapı almayı unutursa, gebe kalma tehlikesi vardır. Her gün düzenli alınması gereklidir. Alınmadığı gün gebe kalma ihtimaliniz vardır.

Rahim içi araç (RİA, Spiral): Rahim içi araç, esnek materyalden yapılmıştır, rahmin içine sağlık personeli tarafından yerleştirilir.

Yerleştirildikten hemen sonra etkisi başlar ve 10 yıl boyunca etkilidir. RİA, spermlerin kadının tüplerine ulaşmasını engeller.

Çıkarıldıktan hemen sonra gebelik geri döner. RİA, sağlık kuruluşlarında yerleştirilir. Kullanımı son derece rahattır. Hiçbir yan etkisi bulunmaz.

İğneler (aşı, enjekte edilen hormonlar): İğneler, hormon içerir. Her ay ve 3 ayda bir yapılan iki türü vardır. Yapıldıktan sonra kana yavaş yavaş hormon salınır.

Hapa benzer şekilde yumurtanın oluşumunu engeller. Ayrıca rahim ağzındaki salgıları kalınlaştırarak spermin geçip rahme ulaşmasını önler. Avantajı 3 ayda bir yapmaktır.

Diyafram: İnce plastikten yapılmış, rahmin vajene açılan kısmına yerleştirilen bir kapaktır. Spermlerin rahme geçmesini engeller.

Kadın, cinsel ilişki öncesinde diyaframı kendi yerleştirir, cinsel ilişki sonrasında ise çıkarır. En etkili yöntemlerdendir. Kadın prezervatifi de denir.

Erkek döl hücrelerini öldüren tablet ve fitiller (Spermisitler): Erkek döl hücrelerini öldüren tablet ve fitiller, gebeliği önlemek için cinsel ilişkiden önce kadın tarafından vajenin içine yerleştirilir. Bu maddeler, spermleri rahme ulaşmadan öldürür ve yumurta döllenmemiş olur.

Kadının tüplerinin bağlanması (tüp ligasyonu):Kadının gebelikten korunmak için kullanabileceği kalıcı ve geri dönüşü olmayan bir yöntemdir.

En etkili yöntemlerden biridir. Fazla çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler için uygundur.

Eşin rızası gereklidir. Tüpler, sadece yumurtalık ve rahim arasında köprü görevi yaptığı için tüplerin bağlanmasının gebeliğin engellenmesinden başka hiçbir etkisi yoktur.
Paylaş:

Gebelik Zehirlenmesi ( Preeklampsi )

Gebelik Zehirlenmesi ( Preeklampsi )  

Bu hastalık, gebeliğin gelişimini birdenbire tehlikeye düşürür. Hastalık, gebeliğin son aylarında, dokularda sıvı toplanması, idrarda protein bulunması ve yüksek tansiyon belirtileri ile ortaya çıkar.

Belirtileri ; Annenin en kolay farkına varacağı belirti, dokularda sıvı toplanmasıdır; kadın her gün giydiği ayakkabılarını giyemez; ellerinin şişmesiyle alyansını ya da öteki yüzüklerini parmaklarından çıkaramaz.

Oysa, idrarda proteinin varlığı ancak, idrar tahlilleriyle ortaya çıkar. İdrarda protein bulunmasına "proteinüri" denir. Proteinüri, böbreğin işlevlerinin bozulduğunu ve süzme işlevini gören yumakçıkların hastalandığını gösterir.

Yüksek tansiyon da anormal bir durumdur; gebeliğin gelişimini ve dölütün sağlığını tehlikeye sokar. Büyük tansiyon 140 mm Hg'nin ( kan basıncı ölçüm birimi, milimetre civadır ),küçük tansiyon da 90 mm Hg'nin üzerine çıktığında, hemen bir gebelik zehirlenmesinden kuşkulanmak ve hekime başvurmak gerekir.



Gebelik Zehirlenmesini Hazırlayan Etkenler ;

gebelikte son aylar sorunları
Bazı etkenler gebelik zehirlenmesi olasılığını yükseltirler: Annenin öteden beri yüksek tansiyonlu olması; herhangi bir böbrek hastalığı geçirmiş olması; şeker hastalığı ya da damar hastalığına tutulmuş olması gibi annenin daha önceki gebelikleri de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olur:

Çok çocuk doğurmuş olmak ( multiparite ); ilk gebeliğin çok genç yaşta olması ( 18 yaştan aşağı ) yanısıra kadının yaşı da önemlidir, ilk kez otuz yaşından sonra gebe kalan kadınlar bu açıdan tehlikeyle karşı karşıyadırlar.

Gebelik zehirlenmesinin ortaya çıkmasında uzun süre ayakta durma ve çok tuzlu, yağlı şekerli ya da vitaminden yoksun beslenme gibi kadının alışkanlıkları da önemlidir.
Gebe kadın çok hızlı kilo alıyorsa, bunu, bir uyarı işareti olarak değerlendirmelidir.

Gebelik Zehirlenmesi Nasıl Önlenir? : Böbrek, damar hastalığı gibi hazırlayıcı etkenlerden yakınan kadınlar, daha gebe kalmadan bir doktora başvurmalıdır; bu hastalıkları tedavi ettirmeli, gebelik zehirlenmesi ortaya çıkma olasılığını azaltmalıdırlar. Bu tür hastalıkları olmayan kadınlar da çok dikkatli olmalı ve en küçük belirtileri bile değerlendirmeye çalışmalıdır. Ellerde ve ayaklarda şişlik, hızlı kilo artışı bu yönde uyarıcı olmalıdır.

Hastalığın Bebek Üzerindeki Etkileri ; Gebelik zehirlenmesi sırasında plasentanın karşılaştığı değişiklikler, progesteron, östrojen, laktojen hormonlarının üretiminde bir azalmaya neden olur. Plasentanın hastalıktan ne düzeyde etkilendiğini saptamak için düzenli olarak işlevini değerlendiren testler yaptırmak gerekir. Böylece bebeğin nasıl geliştiğini anlamak mümkün olur. Gebelik zehirlenmesi, bebeğin yaşamını tehlikeye sokuyorsa, doğum öne alınabilir. Hem doğumun erken olması hem de hastalık dolayısıyla plasentanın işlevlerinin bozulması, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açar. Düşük kilolu bebeklerin akciğerleri genellikle yeterince gelişmemiştir. Oysa, gebelik zehirlenmesi geçiren annelerin bebeklerinde eksiksiz bir akciğer gelişmesi saptanır. Bunun nedeni bilinmemektedir. Bu da bu bebeklerin, erken doğan diğer bebeklere oranla yaşam şanslarının daha yüksek olmasını sağlar. Gebelik zehirlenmesinin daha ağırlaşmasına "eklampsi" denir; bu durumda bu belirtilere ek olarak bilinç kaybı, istemsiz kasılmalar gibi merkezi sinir sisteminin etkilendiğini gösteren belirtiler ortaya çıkar. Anne için de çok tehlikeli olan bu durum, bebeğin genellikle dölyatağı içinde ölümüne neden olur.

Tedavi ile annedeki bu belirtiler ortadan kaldırılmaya çalışılır; ama dölüte doğrudan doğruya yardım edilemez. Plasentanın bozulan işlevleri tedaviyle düzeltilemez. Ancak kesin bir yatak istirahati, düzenli bir beslenme, gereğince oksijen verilmesi yararlı olabilir.

Doğumda Bebeğin Anne Rahminde Ölümü  

Bebek, doğum sırasında aniden ölebilir. Ancak, daha sık rastlanan durum, gebelik sırasında dölyatağı içinde ölümüdür. Kadın karnındaki çocuğunun öldüğünü, hareket etmemesi, karnının büyümesinin durması, göğüslerdeki şişkinlik gibi bazı gebelik belirtilerinin gerilemesi ile anlar. Kesin tanı, bebeğin kalp seslerinin duyulamaması ile konur.

Nedenleri ; Bebeğin , anne rahmi içinde ölümüne neden olan durumlar oldukça fazladır. En sık görülen nedenler; plasentanın vakitsiz olarak yerinden ayrılması; gebelik süresinin uzaması; şeker hastalığı; gebelik zehirlenmesi; yüksek tansiyon ve bulaşıcı hastalıklardır.

Bebeğin Yaşamının Tehlikede Olduğunu Belirten İşaretler ;

Kadın bazı uyarı işaretlerinin farkına varabilir. Bunlar karnın ağırlığındaki ve hacmindeki artışın yavaşlaması ile bebeğin hareketlerinin azalmasıdır. Bebeğin daha az hareket ettiğini hisseder ya da karnınızın büyümediği düşüncesine kapılırsanız hemen hekime başvurmalısınız. Hekim, dölyatağı gelişmesinin durumunu ve dölütün kalbinin atıp atmadığını saptayacaktır.

Bebeğin Ölümünün Kesin Belirtileri ; Bahsedilen uyarı işaretlerinin artması ve yenilerinin bunlara eklenmesidir. Kadın, artık bebeğin hareketlerini duymadığının farkına varır. Ayrıca karnın büyüklüğünün önce durduğunu, sonra azalmaya başladığını görür. Bebeğin ölüp ölmediğini hekim kalp atışlarını dinleyerek , ultrasonografi ile bakarak ya da filmini çekerek anlar. Filmde belirgin işaretler saptanır; bunlar hiçbir kuşkuya yer bırakmadan bebeğin öldüğünü gösterir. Bu tanı konduğunda bebeğin dışarı çıkarılması gerekir. Doğum sancısı, kendiliğinden ortaya çıkmazsa, oksitosin, prostaglandin gibi ilaçlar damar yoluyla verilerek sancı oluşturulur. Bunlar, doğumu başlatırlar.

Bebeğin Ölümü Nasıl Önlenir ? ; En küçük bir hastalık belirtisinde ya da gebeliğin gelişmesiyle ilgili bir değişiklikte hekiminize başvurunuz. Gerekli testleri ve denetimleri yaptırınız. Hekimin önerilerine dikkatle uyunuz, tedaviyi eksiksiz uygulayınız. Ancak böylelikle gebeliğin istenilmeyen bir biçimde bitmesini önlemek mümkündür.

Plasentanın Önden Gelmesi (Plasenta Previa)  

Normal olarak plasenta, dölyatağı çeperlerine ya da dibine yapışır ve doğum sancısı anında herhangi bir sorun yaratmadan işlevlerini sürdürür. Ancak, bazen, dölyatağının aşağı bölümüne yerleşir. Bu durumda "önden gelen plasenta"dan söz edilir. Bu, bazı tiplere ayrılır:

Lateral plasenta previa: plasentanın kenarı, rahmin iç ağzından 3 cm daha yukarı yapışmıştır.

Marjinal plasenta previa: plasentanın kenarı, rahim iç ağzına 3 cm'den daha yakın bir yere yapışmıştır.

Santral plasenta previa: Plasenta, tam rahim iç ağzının üzerine, onu kapatacak biçimde yapışmıştır.
Bu hastalığın görülme sıklığı oldukça düşüktür. Ortalama, her iki yüz doğumda bir rastlanır.

Hazırlayan Nedenler ;  Kadının yaşının ileri olması; ikiz gebelik; çok çocuk doğurmuş olma; önceden endometrit (uterusun iç çeperlerinin iltihaplanması) geçirme ve rahimde  ur bulunmasıdır.

Belirtileri ; Önden gelen plasentanın en önemli belirtisi, kanamadır. Bu, birdenbire ağrısız, açık kırmızı renkte bir kan ile kendini gösterir. Kanama birkaç kez yinelenirse, kadında ağır bir kansızlığa neden olabilir. Üçüncü üç aylık dönemde, yineleyen bir kanama fark ederseniz, hiç beklemeden hekime başvurunuz. Kanamanın nedeni, dölyatağı ve plasentanın eşgüdüm içinde hareket edememesidir. Rahmin alt parçası, işlevsel değişiklikleri izleyerek uzar, gerilir; üzerine yapışmış plasenta ise değişmeden kalır. Plasenta, rahmin alt parçasına yapışmış ise, iki dokunun bu uyumsuzluğu plasentadan bazı parçaların kopmasına ve kan damarlarında çatlamalara neden olur. Plasenta , normal yerinde, yani rahmin üst bölümünde ise, böyle bir durum ortaya çıkmaz. Önden gelen plasentanın tipine göre kanamanın zamanı değişir. Santral olanı 26.-28. haftalarda, marjinal olanı 34. haftadan sonra kanar.

Anne ve Bebeğe Verdiği Zararlar ; Önden gelen plasentanın kadına en büyük zararı, yol açtığı kansızlıktır. Ayrıca bulaşıcı hastalıklara ve doğum sonrası şiddetli kanamalara da neden olur. Bebek de bazı tehlikelerle karşılaşabilir. Plasenta dokusu ile rahim arasındaki ayrılmalardan dolayı, plasentanın bebeğe sağladığı oksijen ve besin miktarında önemli azalmalar olur. Bundan başka annedeki kansızlık nedeniyle kanın niteliği de bozulur. Ayrıca, plasentanın yanlış yerde bulunmasından dolayı bebeğin duruşu ve doğum biçimi değişir: Yan duruş, eğri duruş görülebilir.

Hastalığın Gelişimi ve Tedavisi ; Yineleyen kanama durumunda anne, zaman geçirilmeden hastaneye kaldırılmalı ya da hiç olmazsa evinde kesin yatak istirahatine alınmalıdır.
Bu yolla, kan kaybında azalma sağlanır. Bebeğin uğradığı zararlar kanamanın zamanına bağlıdır. Kanama 36. haftadan önce olmuşsa, bebeğin hayatta kalabilme olasılığı çok azdır.
Kesin istirahat ve iyi bir tedavi ile annenin kansızlığı giderilebilir. Bu arada bebeğin büyümesi dikkatle izlenmelidir. Bunun için özel testler yapılması ve bebeğin kalp atışlarının sürekli kaydedilmesi gerekir. Test sonuçları, dölütün durumu hakkında olumlu bilgiler veriyorsa, gebeliği bir süre daha sürdürmek doğru olur. Önden gelen plasentanın her üç tipinde de çocuk sezaryenle doğurtulmalıdır. Gerek gebelik sırasında, gerekse doğum sonrası dikkatli bir gözlemle, anneye ve bebeğe ilişkin bozukluklar önlenebilir.

Plasentanın Zamansız Ayrılması  

Bebeğin dışarı çıkmasından sonra plasenta rahmin çeperinden ayrılır. Bu olay, normal olarak doğumdan sonra bir saat içinde meydana gelir ve mekanik uyarılara bağlıdır.

Bebek, rahimden ayrıldıktan sonra rahim kasının lifleri, kalınlaşır ve kısalır. "plasenta" ise, esnek liflere sahip olmadığı için, rahim çeperinin değişikliklerini izlemeyi başaramaz ve kopar. Bu ayrılma iki tipte olabilir:
1. Santral: Plasentanın merkezi bölümü önce ayrılır.
2. Marjinal: Plasentanın çevresel bölümü önce ayrılır.
Ayrılan plasenta, rahmin aşağı bölümüne düşer ve dışarıya çıkar. Bu durumda bol miktarda kanama görülür.
Ayrılma, bazen gebelik sırasında, bazen de doğum sancısı sırasında meydana gelebilir ( bu nedenle buna 'zamansız ayrılma' denir). Plasentanın zamansız ayrılması, üçüncü üçaylık döneme özgü bir hastalıktır. Oldukça seyrek görülür. Özellikle bebek için çok ağır sonuçlar doğurur.

Hazırlayıcı Etkenler ; Plasentanın erken ayrılmasının ana nedeni, henüz tam olarak saptanmamıştır. Ancak, iki grup hastalığın, hazırlayıcı etkenler olduğu düşünülür: Birinci grup, yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları gibi annede önceden var olan hastalıklar; ikincisi ise üçüncü üç aylık dönemde kendini gösterenler, yani amniyon sıvısının aşırı artması; gebelik zehirlenmesi ya da göbek kordonunun kısalığıdır.

Plasentanın ayrılmasını kolaylaştıran öteki etkenler de : Çok çocuk doğurmuş olmak; annenin 30 yaş üstünde olması; çoğul gebelik.

Olayı başlatan etkenler ise : Ani tansiyon yükselmesi; plasentayı besleyen damarlarda bir tıkanma; karına rastlayan darbeler; amniyon zarının yırtılıp, amniyon sıvısının dışarı boşalması ile rahim hacminin ani olarak azalmasıdır.

Belirtileri ; Plasentanın zamansız ayrılması, rahim çeperinin kasılmasına ( kontraksiyon ) bağlı bir sancının birdenbire ortaya çıkmasına neden olur. Sancının yanı sıra, bol ve koyu kırmızı kan gelir. Ani ve bol kanama, bir şok tablosuna yol açar: kadının cildi soluktur; aşırı terler; çarpıntısı vardır; bazen bilincini de yitirir.

Anne ve Bebekte Neden Olduğu Bozukluklar ; Plasentanın  zamansız ayrılmasının anne ve bebekte yol açtığı bozuklukların ağırlığı, hastalığın ortaya çıkması ile tedavisi arasında geçen süreye bağlıdır. Annede pıhtılaşma bozukluğu görülür; ayrıca kanama ve şok, böbreklere gelen kanı azaltarak, böbrek yetersizliğine neden olur. Bebeğin uğradığı zararlar ise hemen her zaman oldukça ağırdır: Genellikle yaşamı tehlikeye girer.

Hastalığın Gidişi ve Tedavisi ; Hem hastalığın gidiş, hem de tedavi biçimi ayrılmanın ağırlığına bağlı olarak değişir.

Hafif ayrılmalarda gidiş, denetim altına alınabilir. Ayrıca ayrılmanın zamanı da çok önemlidir. Gebeliğin 35. haftasından önce olmuşsa, kadın hemen yatağa yatırılır, kesin istirahate alınır; rahim kasını gevşeten ve pıhtılaşma değişiklikleriyle kansızlığı düzelten tedaviler uygulanır. Bebeğin durumu bazı testlerle denetlenebilir. Hormon düzeyleri saptanır.
Ultrasonografi incelemeleri ile dölütün kalp sesleri kaydedilir.
35. haftadan sonra ortaya çıkan ayrılmalarda doğum yaptırılır, bazen sezaryen gerekebilir.

Gebelikte Anne Rahminde Bebeğin Ölümü

Rahim  içinde bebek ölümü yaklaşık yüz gebelikten birinde görülür. Bu ölümlerden bir bölümü gebelik sırasında olurken, bir bölümü doğum sırasında olur.

Nedenleri ; 
1. Plasentaya ait bozukluklar:
En sık görülen nedenler bu gruba girer. Bunlar arasında plasentanın erken ayrılması, plasentanın önden gelmesi, plasentanın oluşum bozuklukları sayılabilir. Tümünde bebeğin ölümüne neden olan plasentanın yetersizliğidir; yani plasenta, bebeği yeterince besleyememiştir.
2. Göbek kordonuna ait bozukluklar:
Göbek kordonunun sıkışması, dolanması gibi plasentanın oksijensiz kalmasına neden olan bozukluklar bu gruba girer.
3. Anneye ait bozukluklar:
Annenin geçirdiği ağır kalp, böbrek hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar, gebelik zehirlenmesi, bebeğin ölümüne neden olabilir.

Belirtiler ; Gebe kadın karnında hissettiği hareketleri artık duymadığında, memelerinin küçülmeye başladığını, gebelikle ilgili diğer rahatsızlıkların gerilediğini fark eder. Hekim  ultrasonografi, amniyoskopi gibi çeşitli yöntemleri kullanarak, bebeğin ölüp ölmediğini saptar. Ölü bebek gebeliğin son dönemine henüz gelinmemiş bile olsa, en geç bir ay içerisinde kendiliğinden doğar. Ancak, karnında ölü bir bebek taşıdığını öğrenen gebe kadın ruhsal bir şok geçirebilir. Bu yüzden hekim kadının durumunu göz önüne alarak doğumu çabuklaştırma yöntemlerine başvurabilir. Doğum, döl yolundan olamıyorsa, sezaryen ameliyatı ya da ölü bebeği dölyatağı içinde parçalama girişimleri denenebilir.

Doğum gerçekleştikten sonra, anne denetim altında bulundurulmalı, bu olaylarda oldukça sık görülen gebelik doğum sonrası enfeksiyonlarına karşı uyanık bulunulmalıdır. Kadın ayrıca ruhsal tedaviye gereksinim duyabilir: bu olanak, ona sağlanmalıdır.
Paylaş:

Uyarı

Bu sitedeki içerikler tanı ve tedavi amaçlı değil, tamamen bilgilenme ve sağlıklı kalma konusunda tavsiye amaçlıdır. Burdaki bilgilerin tanı ve tedavi amaçlı kullanılmasından doğacak sonuçlardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sağlık ile ilgili bir probleminiz olması durumunda bir doktora başvurmalısınız.

Arşiv

Son Yazılar

ŞİFALI TAŞLAR

Yemek Tarifleri

Follow by Email

Blog Arşivi