Kadınlar İçin, yemek tarifi,sağlık,cinsellik,çocuk,diyet,güzellik,rüya tabiri,şifalı bitkiler,şifalı taşlar,hamilelik,gebelik,evlilik

Hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALKOL VE TRAFİK KAZALARI

Alkollü Araç Kullanmak En Önemli Kaza Sebeplerinden Biridir
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'nun verilerine göre gerçekleşen ölümlü trafik kazalarının büyük bir bölümü alkollü araç kullanmaktan ötürü gerçekleşir.
Adli Tıp açısından önemli olan alkol türü etil alkoldür. Ağız yolundan alınan alkolün %20’si mideden, % 80’i ince barsaklardan doğrudan emilir. Ağız, yemek borusu ve kalın barsaklardan da emilebileceği bilinse de bu değerler ihmal edilebilir düzeydedir. Etil alkol tüm sıvılarına geçebilir. Kan alkol değeri, alkol alımı bittikten 1 saat sonra en yüksek düzeye ulaşır sonra tedricen azalır. Alınan alkol karaciğerde alkol dehidrogenaz ve asetaldehid dehidrogenaz ile yıkılır. Alınan alkolün %5-8’i solunum ve idrar yolu ile değişime uğramadan, az bir kısmı ise ter ve gaita ile atılır (8).
Alkol merkezi sinir sistemi üzerine tıpkı genel anestezi yapan maddeler gibi etki eder. Ancak vücut sıvılarına kolaylıkla dağıldığından içilen miktarları ile beyinde narkoz için gerekli düzeye genellikle ulaşmaz. Bununla birlikte az miktarda alkol alımı bile bir işin yapılması için gerekli beceri, dikkat ve özende azalmaya neden olur. Bu belirtilerin ortaya çıkması için gereken alkol miktarı kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir. Alkol alanlarda öncelikle psişik inhibisyonlar ortadan kalkar. Daha sonra muhakeme ve karar verme yeteneği kaybolur. Dikkat ve refleks aktivite hızı azalır. Psikomotor koordinasyon azalır. Hafıza kusurları oluşur. Kanda alkol düzeyi arttıkça disoryantasyon, stupor, koma ve ölüm gelişir.
amatör sürücüler için belirlenen yasal üst sınır olan 0.5 promil’i aşmamak için 70 kg ağırlığındaki bir kişinin bir defada alabileceği alkol miktarı 20 gr (25 ml)’dir. Buna göre, içki türlerine göre içilebilecek azami miktarlar;
  • 800 ml light bira

  • 500 ml normal bira

  • 300 ml ekstra bira

  • 200 ml şarap veya köpüklü şarap

  • 150 ml likör şarabı

  • 55 ml Yeni rakı, Tekirdağ rakısı

  • 50 ml cin veya %50 alkol içeren viski

  • 60 ml %40 alkol içeren viski, votka

Yapılan araştırmalarda kan alkol düzeyinin 1 saatte %12-20 mg azaldığını ortaya koymuştur. Adli vakalarda Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca bu bilgiler göz önüne alınarak kan alkol düzeyinin 1 saatte ortalama %15 mg azaldığı kabul edilmektedir.
Karayolları Trafik Kanununda; alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı 48. maddede yer almaktadır.

48. Madde

MADDE 48- Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.
Uyuşturucu veya keyif verici maddelerin cinsleri ile alkollü içkilerin etki dereceleri ve kandaki miktarlarını tespit amacıyla, trafik zabıtasınca teknik cihazlar kullanılır. Tespit usulleri ve muayene şartları, Sağlık Bakanlığı’nın görüşüne uygun olarak hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir. (Değişik: 08.01.2003-4785/3 md.)
Bu madde hükmüne uymayan sürücüler derhal araç kullanmaktan men olunur.
Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında 340.900.000 lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında 427.300.000 lira para cezası uygulanır. Ayrıca bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak Yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir. Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 684.300.000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir. (Değişik: 08.01.2003-4785/3 md.)
EK MADDE 12- Konaklama yerleri ve belediye mücavir alanları hariç olmak üzere, otoyollarda ve Devlet karayollarında yapılacak ve açılacak yapı ve tesislerde alkollü içki satılmasına izin verilmez (Değişik: 08.01.2003-4785/5 md.).
Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre; Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler İle Alkollü İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı (12)
Madde 97- Uyuşturucu, uyutucu ve keyif verici gibi özelliklere sahip doğal ve sentetik psikotrop maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.
Bunlardan uyuşturucu, uyutucu veya keyif verici gibi doğal veya sentetik psikotrop madde almış olarak araç kullandığı tespit edilenler, almış oldukları maddelerin cins, miktar ve etki derecelerine bakılmaksızın araç kullanmaktan men edilirler ve haklarında Trafik Kanununun 48 inci maddesine ve ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili maddelerine göre işlem yapılır.
Uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içki almak suretiyle araç kullanan sürücülerin tespit veya teşhisinde aşağıdaki esas ve usuller uygulanır.
a) Uyuşturucu veya keyif verici madde almış olanların tespiti esasları;
1) Herhangi bir uyuşturucu, uyutucu veya keyif verici gibi özelliklere sahip psikotrop madde almak suretiyle araç kullandığı şüphesi uyanan sürücülerin durumları tıbbi yönden incelenmek, kan veya idrar analizleri yapılmak üzere, adli tıp kuruluşu olan yerlerde bu kuruluşa, olmayan yerlerde ise Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan sağlık kuruluşlarına sevkedilir.
2) Kan veya idrar tahlilinin yukarıdaki yerlerde yapılmaması veya yaptırılamaması halinde sürücünün yetkili bir sağlık kuruluşunda usulüne uygun olarak aldırılacak kan veya idrarı, tahlilleri yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip, en yakın resmi sağlık kuruluşuna veya polis kriminal laboratuarlarına gönderilerek durumu tespit ettirilir.
b) Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı;
1) Taksi veya dolmuş otomobil, minibüs, otobüs, kamyon, çekici gibi araçlarla kamu hizmeti, yük ve yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ile resmi araç sürücüleri alkollü içki kullanmış olarak bu araçları süremezler.
2) Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kanlarındaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanlar araç kullanamazlar.
c) Alkollü içki almış sürücülerin ve kanlarındaki alkol miktarının tespiti esasları;
1) Alkollü olarak araç kullanıldığından şüphe edilen ve yalnızca hasarla sonuçlanan trafik kazalarında, sürücülerin alkol durumları kaza tespit tutanağını tanzim eden elemanlarca olay yerinde teknik cihazlarla tespit edilerek, kaza tespit tutanağına yazılır. Bu halde hasarlı kazaya karışanların alkol durumlarının tespiti için ayrıca adli tabibe veya resmi sağlık kuruluşlarına sevki yapılmaz.
2) Cihazla yapılan tespit sonucunda alkollü içki aldığı belirlenen sürücülerin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48 inci maddesine göre, birinci defada 3 ay, ikinci defada da 1 yıl süreyle sürücü belgeleri ellerinden alınır. Üçüncü defa tekerrürü halinde ise, bu sürücüler, 1 aydan 2 aya kadar hafif hapis cezası ile cezalandırılırlar ve belgeleri 5 yıl süre ile geri alınır. Bu süre sonunda yapılacak psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi neticesinde belgesinin iadesinde sakınca bulunmayanlara sürücü belgesi iade edilir. Muayene sonucunda sürücü belgesinin iade edilmesinde sakınca bulunanlara ise sürücü belgesi verilmez.
Alkollü olarak ölümlü ya da yaralamalı trafik kazasına neden olunması halinde ağır kusurun varlığı kabul edilir.
3) Cihazla yapılan tespite sürücünün itiraz etmesi halinde, kanındaki alkol miktarının belirlenmesi için, bu konuda eğitilmiş ve kan almaya yetkili kılınmış personel tarafından kanı alınarak, tahlil için polis kriminal laboratuarına gönderilir.
4) Polis kriminal laboratuarlarında tahlilin mümkün olmaması halinde, sürücü kanındaki alkol miktarının tespiti için adli tıp merkezlerine ve Sağlık Bakanlığına bağlı tahlil yapabilecek teknik ve tıbbi imkanlara sahip olan en yakın sağlık kuruluşlarına gönderilir.
5) Sürücülerin alkollü içki alıp almadığının tespitinin cihazlarla yapılması mümkün olmaması halinde (Ek:34)’deki form esaslarına göre test uygulanır. Test sonucunda alkollü içki aldığına kanaat getirilenlerden 0.50 promilin üstünde alkollü içki alındığını kabul ve beyan edenler hakkında yapılacak kanuni işleme esas olmak üzere (Ek:34)’deki formun alkol test tutanağı bölümü düzenlenerek sürücü ve görevli tarafından imzalanır.
Test sonucuna itiraz eden sürücüler hakkında ise kanlarındaki alkol miktarının tespiti için 3 ve 4 üncü bentte belirtilen esas ve usuller uygulanır.
6) Kandaki alkol miktarının teknik cihazlarla ve kan alınarak laboratuarda tespit imkanlarının bulunmadığı hallerde, alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler en yakın resmi sağlık kuruluşuna sevk edilerek, bu kurum hekimi tarafından rutin alkol muayenesinden geçirilirler.
Bu madde hükümlerine uymayanlara, Kanunun 48 inci maddesine göre işlem yapılır.
(Ek:02.11.2000-24218) Alkollü içkilerin etkisi altında araç kullanmak suçunun birinci ve ikinci defasında işlenmesi durumunda, bir yıl içerisinde hız sınırının 5 kez ihlal edilmesi halinde ve bir yıl içerisinde 100 ceza puanını birinci ve ikinci defa doldurulması halinde, sürücülerin sürücü belgeleri, trafik polisi veya jandarmanın trafik eğtimi görmüş personeli tarafından Kanunda yazılı süreler kadar re’sen geçici olarak geri alınır.
Kaynak: trafik.gov.tr
Paylaş:

Prostatit Nedir?

Prostat mesanenin altında, rectumun önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde bir bezdir.
Prostat iltihabına denir.Akut bakteriyel prostatit genellikle prostat absesi ile beraber olabilir. En sık etken E. Coli, proteus, klebsielladır.Belirtiler titremelerle yükselen ateş, idrar yollarına ait şikayetler, idrar yapamamadır. Abse drenajı yapılır ve antibiyotik tedavisi başlanır. Kronik bakteriyel prostatit muayene sırasında ağrı meydana gelmez. Ateş gibi akut infeksiyon bulguları yoktur. En sık etken klamidya, mikoplazma, üreoplazma dır. Tedavi de prostat sıvısına en fazla geçen antibiyotiklerle uzun süreli tedavi uygulamaktır. (3 ay kadar)


Paylaş:

Difteri

Difteri, ateş, halsizlik ve boğazda oluşturduğu zarlar nedeniyle solunum güçlüğü ile seyreden kapsüllü bir bakterinin neden olduğu, en çok çocuklarda görülen bir enfeksiyon hastalığıdır. Primer toksik hastalık olarak tanımlanan birkaç hastalıktan biridir(tetanus, botulismus ve difteri). Bu tanımlama ile hastalık tablosuna mikropların değil sadece mikrobun ürettiği toksinlerin neden olduğu anlatılmaktadır.

Etken :
Difteri hastalığının etkeni Corynebacterium diphtheriae adlı bakteridir. Ancak hastalığı oluşturan bu bakterinin ürettiği bir toksindir.

Epidemiyoloji :
Öksürme, aksırma ile havaya yayılan bakteri; ağız, boğaz ve buruna yerleşerek enfeksiyona yol açar. Duyarlı bir kişide mikrop en sık olarak boğaza yerleşir. Ancak derideki yaralara bulaşıp deri difterisine de neden olabilir. Hastalanan her 10 kişiden 1’i her türlü tedaviye rağmen solunum yollarının tıkanması , kalp yetmezliği ve felçler nedeniyle yaşamını kaybeder. Hipokrat’tan beri bilinen bir hastalıktır. Ancak yazılı tarihteki ilk salgın 1700'lü yıllardadır ve nüfusun %2,5'inin ve çocukların 1/3'ünün öldüğü bir salgın New England’da yaşanmıştır. Daha sonra yaklaşık 25 yıllık aralarla salgınlar tüm dünyada tekrarlamıştır. Difteri, özellikle ılıman iklim kuşağında, dünyanın her tarafında görülen bir hastalıktır. Mikrobun bilinen tek taşıyıcısı insandır. Sonbahar ve kış aylarında görülme olasılığı artar. Hastalık hayatın ilk 6 ayında nadirdir. En fazla 2-5 yaşlarında görülür. 10 yaşına doğru bağışıklık oranı yeniden artar. Büyük yaşlarda görülen nadir vakalar ise hafif seyir gösterir. Aşının düzenli olarak uygulandığı ülkelerde difteri hemen hemen ortadan kalkmıştır.
Klinik :
Difterinin kuluçka dönemi 1-7 gündür.
Difteri anjini (bademcikler çevresindeki difteri): Hastalık en sık bu bölgede görülür. Hastalık boğazda noktalar şeklinde başlar ve 12-24 saat içinde beyaz veya grimtrak, yüzeyi düz, kaldırmakla kanayan bir zar haline dönüşür. Boynun her iki yanında bezeler oluşur. Klinik tablonun ağırlığı toksemi derecesine bağlıdır. Difterinin neden olduğu kötü sonuçların sıklığı ve derecesi mikrobun zehirleme derecesi ve tedaviye başlama zamanına göre değişir. Ön planda kalp-damar ve sinir sistemini ilgilendirir.
Tanı :
Klinik olarak hastanın ateşi olması ve hastalığa benzer bulguları taşıması ve çevrede vaka görülmüş olması tedaviye başlamak için yeterlidir.

Tedavi :
Difteri antitoksini, antibiyotikler ve destek tedavisi uygulanır.
Korunma :
En iyi korunma şekli aşıdır. Difteri aşısı her sağlıklı çocuğa rutin olarak uygulanmalıdır. Difteri aşısı tetanus ve boğmaca aşısı ile birlikte karma aşı olarak uygulanmaktadır. Aşı uygulamasına çocuk 2 aylıkken başlanır ve 1 aylık aralarla üç doza tamamlanır. Üçüncü aşıdan 1 yıl sonra bir doz daha verilir. Bunu izleyerek ilkokul 1. sınıf ve 8. sınıfta sadece tetanus ve difteriden oluşan ikili karma aşı ile aşılamaya devam edilir. Difterili hastanın diğer kişilerden ayrı tutulması şarttır. Karantina birer hafta aralar ile yapılan boğaz kültürü negatif olana kadar devam ettirilir. Taşıyıcıların saptanması ve tedavisi korunmada çok önemlidir.

Paylaş:

Kızamıkçık

Kızamıkçık, Kızamıkçık Hastalığı (Rubella) Nedir?
Bir togavirusun neden olduğu, son derece hafif bir hastalık olmasına karşın, gebelik dönemini enfeksiyonları bebekte (doğuştan rubella) ciddi sakatlıklara neden olabilmektedir.
Belirti ve Bulgular:
Anne karnında geçirilen hastalık dışındaki hastalarda 14-21 günlük kuluçka döneminden sonra yüz ve boyunda başlayan, 1-3 günde vücuda yayılıp kaybolan pembe-kırmızı, deriden kabarık olmayan döküntü ile karakterizedir. Kulakların ve kafatasının arkasında lenfadenopati (lenf bezelerinde büyüme) sıklıkla bulunur.
Erişkinlerde eklem ağrıları ve artrit (eklem iltihabı) görülebilir.
Anne gebelik sırasında rubella geçirirse, bebekte anne karnında büyüme geriliği, kalp anormallikleri, göz bozuklukları [katarakt, mikroftalmi (göz küçüklüğü), retinopati], işitme kaybı ve baş çevresinde küçüklük (mikrosefali) gibi ağır doğuştan bozukluklar ortaya çıkabilir.
Doğum sırasında ayrıca karaciğer dalak büyüklüğü, pıhtılaşma hücrelerinde (kan pulcukları) eksiklik (trombositopeni), sarılık; geç dönemde ise gelişme ve zeka geriliği dikkati çekebilir.
Hamileliğin erken dönemlerinde olan enfeksiyon genellikle körlük, geç dönemlerinde ise sağırlıkla sonuçlanır. Ancak hangi dönemde olursa olsun tüm organlar tutabilir.
İlk 12 hafta (ilk trimestır)en tehlikeli dönemdir, takip eden 4 hafta içinde fatal enfeksiyon riski azalır. 16-20. haftalar arasında sadece sağırlık bildirilmiştir.
Bulaşma, Kızamıkçık nasıl bulaşır ?
Bulaşma hava (solunum) yoluyla olur. En sık ilkbahar aylarında görülür.
Tanı:
Hastaların büyük çoğunluğunda klinik tanı yeterlidir. Şüpheli hastalarda, özellikle gebelerle temas varsa, kan testleri yapılabilir. Ayrıca periferik kan yaymasında Türk hücreleri olarak adlandırılan virositler görülebilir.
Ayırıcı tanı:
Kontakt (temasa bağlı) dermatit, ilaç döküntüleri, kızamık, eritema multiforme, kızıl, riketsiya ve enterovirus hastalıklarına bağlı döküntüler.
Kızamıkçık’tan Korunma:
Kazanılmış rubella hastaları döküntünün 5. gününde bulaştırıcı iseler de, hastaların ayırılmaları gerekmez. Yalnız gebe kadınlardan uzak tutulmalıdırlar. Anne karnında rubella geçiren hastalar ise virusu yıllarca etrafa bulaştırabilirler. Bu nedenle bu hastaların bakıldığı merkezlerde doğurganlık çağındaki kadınların rubella serolojisi bakılmalı, negatifse aşılanmalıdır.
Aktif bağışıklık:
Canlı rubella virüs aşısı kızamık-kızamıkçık-kabakulak üçlü aşısı (KKK) olarak, 12. ayda ve 4-6 yaşta veya ilköğretim 1. sınıfta 2 doz olarak, deri altına uygulanır. Yüzde 97-100 koruyucudur.
Paylaş:

Safra Kesesİ


Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı, karacigerin alt kısmında bulunan torba şeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp, yoğunlaştırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak barsağına (duodenuma) safra salgılamaktır.

Paylaş:

Benign Prostat Hipertrofisi

Prostat bezinin büyümesidir. 50 yaşını geçen erkeklerde görülür. Belirtileri gece idrara kalkmaktır. Kesik idrar yapmak, idrarın başında ve sonunda kan damlayabilir. Hastalığın seyrinde geceleri sık sık idrar yapmak ihtiyacı duyulur uzun bekleyişten sonra çok az idrar yapılır. İdrar torbası tam anlamıyla boşalmaz. Bir zaman sonra hiç idrar yapamama tehlikesi baş gösterir. İlaç tedavisi önerilir. Kesin tedavisi cerrahidir.


Paylaş:

Düzensiz Adet Kanamaları

Düzensiz Adet Kanamaları
Kadınların çoğunda, adat kanamaları düzenli aralıklarla olur. Bazılarının çevrimi 28 günlük, bazılarının biraz daha kısa, 25-26 günlüktür. Daha uzun çevrimler de vardır. Bazı kadınlarda, bir çevrimden ötekine süre değişir, ama bu değişiklik 3-4 günü geçmez. Bütün bunlar, kesinlikle normaldir. Tersine, bazı kadınlardaysa, çevrimler bütünüyle düzensizdir; 40-50 gün âdet kanamaları olmaz, daha sonra çevrimleri normalleşir ya da daha da kısalabilir.

Bu âdet kanamaları düzensizliği, kendilerini şişmiş, rahatsız hisseden ve beklenmeyen bir gebelikten korkan kadınları, büyük ölçüde kaygılandırır. Âdet kanamaları mekanizmasını iyi anlayabilmek için, âdet çevrimi fizyolojisi konusuna başvurmak gerekir.
Normalde yumurtalık, çevrimsel olarak çalışır. Çünkü, hipotalamuş ve hipofiz tarafından düzenli aralıklarla uyarılır ve her ay östrojen salgılayan foliküller oluşur. Belirli bir zamanda, bir folikül çatlar ve yumurtayı serbest bırakır. Bu, yumurtlamadır. Daha sonra folikül, sarı cisme dönüşür ve progesteron salgılar.
Dölyatağı mukozası, yalnızca yumurtalık salgılarının buyruğuna uyar. Yumurtalık, folikül oluşturmak için daha fazla zaman harcıyorsa, yumurtlama 14. gün yerine daha geç, çevrimin 20. ya da 25. günlerine doğru olacaktır. Dolayısıyle, yumurtlamadan 15 gün sonra âdet kanaması olduğuna göre, çevrim daha uzun olacaktır. Yalnızca, sabah ateşlerinin alınması, bu olayı haber verir. Ateş yükselmesi, dolayısıyle yumurtlama, âdet kanamasından sonra düzensiz tarihlerde görülür.
Bu düzensiz yumurtlamalar kesinlikle, herhangi bir hastalığın belirtisi değildirler ve hiç bir bozukluğa yolaçmazlar.
Tek sakınca, gebeliği önleme sorunudur.

Yumurtlama Olmaksızın Düzensiz Adet Kanamaları
Bazı düzensiz âdet kanamaları durumlarındaysa, sabah ateşine bakıldığında, bazı çevrimlerde ateş yükselmesinin, yani yumurtlamanın olmadığı gözlenir. Buna, «yumurtlamama» denir. Yumurtalıklar, yumurtlamaya yetmeyecek kadar bir salgılama yaparak, dinlenme durumunda kalmışlardır. Bu durumda da, gene hiç bir işlevsel yakınma yoktur. Ne ağrı, ne ateş basması bulunur.
Bu yumurtlamama durumları, cinsel yaşamın belirli zamanlarında ortaya çıkabilirler. Ergenlikten hemen sonra ve yaşdönümünden hemen önce, sık görülürler. Ama, ağır bir hastalık sırasında, kadının sıkıcı duygusal sorunları bulunduğu zamanlarda ya da bir iklim değişikliğinden sonra bile, yumurtlamamaya raslanabilir. Çoğunlukla, geçici olan ruhsal kökenli âdet görmemelerle, aşağı yukarı aynı anlamı taşırlar.
Seyrekleşmiş Adet Kanamaları
Son bir düzensiz âdet kanamaları grubunda, âdet kanamaları arası sürenin giderek artıp, âdet kanamasının 2-3 ayda bir ya da daha da seyrek görüldüğü kadınlar sözkonusudur. Ateş eğrisinde, yumurtlama olmadığı gözlenir. Klinik muayenede bazen, kıllanma artışı, erkek biçimi kıllanma, büyük bızır, kısırlık ve şişmanlıkla nitelenen Stein Leventhal sendromu saptanır. Özellikle, dölyolundan parmakla muayenede, dölyatağının arkasında ağrısız, üstü düz 2 büyük yumurtalıkla karşılaşılır. «Çok kistli yumurtalıklar» diye nitelenen bir yumurtalık hastalığı sözkonusudur.
Yumurtalıklar, foliküllerin normal gelişmesini ve dolayısıyle yumurtlamayı engelleyen beyaz, bağ dokusundan yapılmış sert bir kabukla kaplıdır. Teşhis, hormon düzeyi ölçümleriyle doğrulanır. Bir yandan progesteron eksikliği, öte yandan erkek hormonlarında (androjenlerde) artış saptanır. Karın içine bakma muayenesinde ne folikül, ne de sarı cisim izi taşıyan beyaz renkli 2 büyük yumurtalıkla karşılaşılır. Karın içine bakma muayenesi, sertleşmiş bağdokusundan kabuğu ortaya koyan yumurtalık biyopsisine de olanak verir.
Tedavi cerrahidir, iki yumurtalıktan da portakal dilimi gibi birer küçük parça çıkarmaya dayanır. Çoğunlukla, yumurtlamaları yeniden başlatır.
Paylaş:

Adet Döneminde Sırt Ağrısı

Adet Döneminde Sırt Ağrısı

Kadınların sırtı adet kanamalarından önce ve adet kanamaları sırasında daha duyarlıdır. Bu sonuç hormonların etkisinden kaynaklanır. Gebelik sırasında omurgada gevşeme olur ve vücut doğuma hazırlanmaya başlar. Bu nedenle adet dönemlerinde ve doğumdan sonraki altı ayda vücut zorlanmamalıdır.
Paylaş:

Karaciğer Nedir, Ne işe Yarar, Görevleri ve Yapısı ?

Bedenimizi oluşturan bütün organlarımız sağlığımız açısından çok önemliyken, bazılarını apayrı tutmalıyız. Örneğin beyin, kalp ve karaciğer vücudumuzun herşeyidir desek yanılmamış oluruz sanırım. Karaciğerin neler yaptığını, görevlerini ve faydalarını saymakla bitiremeyiz. Ama biz uzmanportal.com burada merak edenler için, karaciğeri kısaca tanıtmaya çalıştık. İşte KARACİĞER’in kısaca yapısı, şekli ve görevleri;
Karaciğerin Yapısı
Karaciğer, diyaframın hemen altında, sağ tarafta, yaklaşık olarak 2 kilogram ağırlığında koyu kırmızı renkte yumuşak bir organdır. Yaşamak için gerekli olan birçok kimyasal olay burada meydana gelir.
Karaciğerin Görevleri:
  • Günde yaklaşık olarak 4 su bardağı (1 litre) safra salgılar.
  • Yağ, protein ve şeker metabolizmasını düzenler.
  • Vücudun ısısını ayarlar.
  • Vücudun ihtiyacı olan su ve vitaminleri yapar.
  • Yağ, protein, şeker ve kan yapımı için gerekli olan maddeleri depolar.
  • Kandaki şeker miktarını ayarlar.
  • Hormonların görevleri üzerinde etkili olur.
Karaciğer yukarıda belirtilen görevlerinden herhangi birini yapamaz hale gelecek olursa, çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Bunların en önemlileri, karaciğer yetersizliği, karaciğer iltihaplanması, karaciğer sirozudur.

Karaciğer hastalıklarının ortak belirtileri:
Ensede ağrı hisseder. Çarpıntı, iştahsızlık vardır. İdrarın rengi sabahları sarı ve koyu, daha sonraki saatlerde ise, duru ve açıktır. Sık sık idrara gider. Baldır kasları ağrır. El ve ayaklarında şişlik görülür. Geceleri uyumak istemez. Görme ve işitme duyguları da zayıflar. Halsizlik hat safadadır.
Kaynak: wikipedia.org
Paylaş:

Kızamık

Kızamık

Daha ziyade 3-10 yaşları arasında görülen bulaşıcı bir hastalıktır. Tıp dilinde morbilli denilen bu hastalığın nedeni, bir çeşit virüstür. Kızamıklı hastanın tükürük damlacıkları aracılığı ile sağlamlara da bulaşır.


Bu nedenle, kızamık lekeleri kaybolduktan sonraki 10 gün içinde de hastayı, sağlıklı kimselerle görüştürmemek gerekir.

Hastalık mikrop alındıktan sonra 10 gün içinde orataya çıkar. Hastanın gözleri kızarır, burnu akar, hapşırır, öksürür. Ateş yükselir. Baş ağrılarından şikayet eder. Kuvvetli ışıktan rahatsız olur.

Bu belirtilerden aşağı yukarı 4 gün sonra küçük kırmızı ufak lekeler görülmeye başlar. Bunlar grup halindedir. Bu dönemde dudaklarda kuruluk ve dilde paslanma dikkati çeker.

Bir süre sonra da kızamık lekeleri yüzün her tarafına, boyuna, göğse, kollara, karına, ve bacaklara yayılır. Bu dönem 3-4 gün devam eder. Sonra ateş yavaş yavaş ya da birdenbire düşerek belirtiler kaybolur.

Hastanın odası güneş görmeli ve çok temiz olmalıdır. Oda ısısı 18-20 derece arasında tutulmalı, günde en az iki kere havalandırılmalı ve hastanın üşütmemesi için azami dikkat gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın ağız, burun ve beden temizliğine özen gösterilmelidir.

Bunlara dikkat edilmediği takdirde hastalık, zatürree, bronkopnömoni, zatülcenp, ortakulak iltihabı veya ensafalit gibi tehlikeli hastalıklara neden olabilir.

Kızamık geçirenler, bağışıklık kazanıp bir daha kızamık olmazlar. Ayrıca çocuklara 2 yaşında yaptırılacak kızamık aşısı da bağışıklık sağlar.
Paylaş:

Böbreklerin Yapısı ve İşlevi

Böbrekler bel omurunun her iki yanında yer alırlar. Erkeklerdeki ağırlığı 125-170 gr, kadınlarda 115-155 gr arasında değişir. Boyu 11-12 cm, kalınlığı 2,5-3 cm, eni 5-7,5cm'dir.
Böbreklerin başlıca iki işlevi vardır:
1- Vücutta metabolizma soncu oluşan zararlı ürünlerin atılmasını sağlar.
2- Vücut sıvılarının içerdiği maddelerin pek çoğunun yoğunluğunu kontral ederler. Bu sayede vücudun su, tuz, asit, ürela kan yapımı, kemik gelişmesi ve kan basıncının düzenlenmesini sağlarlar. Vücudun tüm organ sistemleri arasında düzenli çalışmasını ayarlarlar.


Her iki böbrek birlikte yaklaşık olarak 2.400.000 nefron ihtiva ederler. Nefron kanın süzüldüğü glomerül ve devamı olan tüplerden oluşur. Nefronun asıl görevi kanın böbrekerden geçişi esnasında içindeki istenmeyen maddeleri temizlemektir.
Temizlenmesi gereken maddeler özellikle üre, kreatinin, ürik asit gibi metabolizmanın son ürünleridir. Ayrıca Sodyum, Potasyum, Klor gibi iyonların gerektiğinden fazlası uzaklaştırılır.
Kan gromerül içinden geçerken önemli bir kısmı nefron tüpleri içine süzülür. Bu süzüntü içinde vücut için gerekli olanlar emilirler (suyun büyük bir kısmı, aminoasitler, glukoz, vitaminler) istenmeyen maddelerin bir kısmıda tüp içine salgılanır. Bu sızıntı, kırmızı kan hücresi ve protein ihtiva etmez. Süzülme, geri emilim ve salgılınım işlemleri sonunda nefronda oluşan idrar toplayıcı kanallara, böbrek papillalarına ve üreterlere boşalır.
Sağlıklı tek böbrek vücudun tüm gereksinimini karşılayabilir. Kreatinin klerinsi böbrek çalışmasının iyi bir göstergesidir. Günlük idrar miktarı, kreatinin kan ve idrardaki yoğunluğu ölçülerek hesaplanır. 
Paylaş:

RAHİMDE KİST MİYOM BİTKİSEL TEDAVİ

Kadin hastalıklarının hemen hemen tamamında bitkilerden faydalınarak Şifa elde edebilirsiniz . Özellikle Kistler , Miyom , Yumurtlayamama , adet görememe hazırsındır rahatsızlıklarınızda bitkilerin inanılmaz şifasından faydalanın . Bizi arayın hazırladığımız karışımlarımızdan faydalanın .
Kistler MİYOM
Rahim ( uterus ) içerisinde yer alan ; ona hay hay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı Zaman randımanlı hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle adet ( menstruasyon ) kanaması halinde dökülen Özel cell tabakası " endometrium " olarak adlandırılmaktadır . Ayşe cell tabakası vücutta sadece Rahim içerisinde yer almaktadır . Ayşe hücrelerin vücutta Rahim dışında Baska BİR alanda yer ". Ayşe durum en sik olarak yumurtalıklarda , Rahim arkası boşlukta ( Douglas boşluğu ), vajen ile barsağın Oğlu BÖLÜMÜ arasında , barsakların yüzeyinde , tüplerin üzerinde Tense'lerde çevresinde , Rahmi tutan hastalığı olarak adlandırılır Endometriozis alması bağların ve mesanenin üzerinde Tense'lerde karin zari yüzeylerinde , Cerrahi yaralarda , dikişli doğum esnasında açılan kesilerde , cok Nadir olarak da göbek deliği , Burun zari hazırsındır uzak organlarda görülür . En sik görüldüğü yer % 75 oranıyla yumurtalıklardır .
Rahim İÇ tabakası adet döngüsünün ona hay hay kalınlaşan ve belli BİR süre sonucunda kanamasıyla Vücut dışına atılan BİR dokudur seyrinde . Rahim İÇ tabakası Rahim yüzeyi dışında BİR makyajını yerleştiğinde yine adet döngüsüyle Birlikte kalınlaşma gerçekleşir ve yine kanamayla doku uzaklaştırılmaya çalışılır BİR Araya geldi . Endometriozis hastalığının yerleştiği dokular vajinayla Dış ortama açılan rahimin aksine Kapalı sistemlerdir ve kanama Kapalı sitemin içine ( genellikle karin boşluğuna Olur Tense'lerde Yumurtalık dokusu içine Olur ki yanıma ilerleyen süre içinde burada endometrioma DİĞER adıyla çikolata kisti adi verilen Yumurtalık kistlerine neden Olur Araya geldi .) Olur . Ayşe oluşan kanamalar IC IC bölgelerde yapışıklıklara neden Olur ve Buna bağlı belirtiler meydana gelir .
Paylaş:

DAMAR TIKANIKLIĞI BİTKİSEL TEDAVİ

DAMAR TIKANIKLIĞINDA İNANILMAZ MUCİZE GİBİ SONUÇLAR Damar tıkanıklığı, kalpde, bacaklarda, beyinde kılcal damarlarda olabilir. Ve bu hastalık hayatımızı zehirde edebilir. Ama az bilinen bir şey var ki oda bitkilerle Damar Tıkanlıkları tamamen geçirilebiliyor. Yıllardır bir çok kişi bu rahatsızlığında şifalı bitkilerden faydalanarak kurtulabiliyor. Sizin demi böyle bir sorununuz var?

KORONER ARTER
Kalbi saran ve besleyen damar sistemi.
KORONER ATHEROSKLEROZ
Damar duvarlarında lipit plakların kısmi veya tam tıkanıklığa neden olmasına denir. Her yıl Amerika’ da 1 milyon insanda atheroskleroz teşhis edilmektedir. Türkiye’ de de koroner arter hastalığından ölüm tüm ölüm nedenleri içinde birinci sırada bulunmaktadır.
EKG
Kalbin elektriksel aktivitesinin kaydıdır. Cilde yapıştırılan elektrotlar aracılığı ile grafik olarak kaydedilen dalga formudur. EKG kalp hızı, ritmi ve fonksiyonu, kalp kasına yetersiz kan ve oksijen gidişini gösteren iskemi olarak adlandırılan hasar ve kalp yapısındaki anormallikler hakkında bilgi verir.
KARDIYAK SIKLUS
Kardiyek siklus bir kalp atışından diğerinin başlangıcına kadar geçen süredir. Siklüs diastol ( kalbin gevşeme fazı ) ve sistolü ( kalbin kasılma fazı ) içerir.
KAN BASINCI
Kalpten atılan kan miktarı ( kardiyak output ), arter duvarlarının gerginliği ( vasküler rezistans ), kanın volüm ve viskositesi kan basıncını belirliyen parametrelerdir. Kan basıncı tayininde iki sayı vardır. Yüksek olan sistolik kan basıncı ( kalp kasılması sırasında arterlerdeki basınçtır), ikinci veya düşük olan diastolik basınç ( kalp gevşeme fazında arterlerdeki basınç). Normalde sistolik basınç yüksek olan sayıdır. EECP tedavisi sırasında diastolik basınç artar ve sistolik basınç azalır. Diastolik basınç sistolik basıncı geçer.
ANGINA ( Güğüs ağrısı )
Kalp damar hastalığının ( koroner damar ) an sık görünen belirtisidir. Genellikle güğüs üstünde olan baskı tarzında ağrı şeklidir. Ağrı çoğu zaman fiziksel, duygusal veya zihinsel atresin ardından ortaya çıkar. Bazen hastalar nefes darlığı, aşırı yorgunluk, baygınlık hissi, kolda , çenede ağrı gibi belirtilerle de başvurabilirler. Bunlarda angina eşiti belirtiler olarak değerlendirmeye alınırlar.
ANGINA’YA NEDEN OLAN FAKTÖRLER
Angina kalp kasının oksijenlenmesinin ve kanlanmasının yetersiz olduğunun bir göstergesidir.
Kalp gördüğü iş yüküne bağlı olarak zengin kanlanmaya ihtiyaç duyar bunu da koroner damar aracılığı ile sağlar. Eğer koroner damarlarda daralma veya tıkanma olursa kalbe giden oksijen miktarı önemli oranda azalır. Kalbin oksijene olan ihtiyacı egzersiz sırasında, ateşli hastalıklarda, hipoglesemi ( kan şekerinin düşüklüğü ), yemek sonrası, duygusal streslerde artar.
ANGINA GÜNLÜK YAŞAMI NASIL ETKİLER ?
Birçok hastada efor kısıtlaması görülür. Örneğin; düz yolda yürüyebilirken yokuş çıkamazlar, paket taşıyamazlar. Angina günlük aktiviteyi kısıtlar, fonksiyonel kapasiteyi düşürür ve yaşam kalitesini düşürür.
ANGINADAN NASIL KORUNULUR ?
Koroner arter hastalığından korunmak için risk faktörlerinin kontrol altında tutulması gereklidir. Kontrol altında tutulabilecek risk faktörleri yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol seviyesi, fazla kilo, egzersizden uzak bir yaşamdır.


Paylaş:

ROMATİZMA BİTKİSEL TEDAVİ

ROMATİZMADAN KORKMAYIN Romatizma hayatınızı ne kadar etkiliyor? Bazı sabahlar ağrılarla uyandığınız ya da gün boyu romatizma ağrılarına katlanmak zorunda kaldığınız oluyor. Peki Romatizma ağrılarından Şifalı Bitkiler ile çok rahat bir şekilde kurtulup hayatınızı ağrısız yaşamak istemez misiniz? Hazırladığımız bitkisel kürler ile ağrılarınızdan kurtulun.


adale romatizması

Çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır. Tıp dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirmek ve üşütmemek gerekir.

kalp romatizması

romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür. Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır.

romatizma

Umumiyetle eklem, kas ve sinir sistemini etkileyen hastalıklara romatizma denir. romatizma ağrıları, vücudun her tarafında görülebilir. Halk arasında, romatizma ağrılarına yel denir. Şişmanlık, hormon dengesizliği, karaciğer yetersizliği, beslenme dengesizliği, mide ve bağırsak bozuklukları, çürük dişler, sinüzit, bademcik iltihapları ve yaşlılık romatizmayı hazırlayan nedenlerin başında gelir. Ayrıca, soğuk ve rutubet de çok önemli rol oynar. romatizmalı yerlerde ağrı, yanma veya üşütme ve şişlikler görülür. Ağrı bazen dayanılmaz dereceye varır. Hareket etmekte de güçlük çekilir. Tedavi edilmezse, kalp kapağı hastalığı veya bir başka hastalığa neden olur.3 çeşit romatizma vardır: - Akut eklem romatizması - Romatoid artrit - Dejeneratif romatizma
Paylaş:

SEDEF BİTKİLERLE TEDAVİ

SEDEF  HASTALIĞI BİTKİLERLE TEDAVİ
Sedef hastalığı geçer mi?

SEDEF HASTALIĞI İYİLEŞEBİLEN HASTALIKTIR. Sedef Hastalığı, günlük hayatımızı etkileyen, ve muzdarib eden bir hastalık. Tedavisi yok denen bu hastalığın bitkilerle çok kolay geçtiğini ve bir çok insanın bitkilerden faydalanarak bu hastalıktan kurtulduğunu biliyormuyuz. Bitkisel kürlerden faydalanmak isterseniz bizi arayınız. Bitkilerden faydalanınız..

sedef hastalığı bitkilerle tedavi edilebilir mi?

 Sedef hastalığı, cilt hücrelerinin çok hızlı bir şekilde yenilenmelerine neden olan ve özellikle cilt hücrelerinin devamlı olarak oluşturulduğu yerlerde pul pul dökülmeler ve kırmızı plaklar şeklinde kendini gösteren bir hastalıktır. Sedef hastalığının nedeni kesin olarak bilinmemektedir, ancak hastalık bulaşıcı değildir.

Ciltte oluşan kırmızı plaklar veya “lezyonlar”ın yanı sıra, tırnaklarda sedef hastalığınddan etkilenebilir, ve psoriatik artrit olarak bilinen, artritin özel bir çeşidi de ortaya çıkabilir. Sedef hastalığıyla birlikte yaşamak stresli olabilir, ancak çoğu durum hafif düzeydedir ve tedavi edilebilir.Pek çok tedavi yöntemi, sedef hastalığının semptomlarının başarılı bir şekilde kontrol altına alınmasına yardımcı olmaktadır.
Paylaş:

SAÇKIRAN TEDAVİSİ BİTKİLERLE

Saçkıran Hastalığı (Alopesi areatanın) şifalı bitkilerle tamamen geçmektedir. Hayatınız etkileyen ve sizi üzen böyle bir hastalığınız var ise Şifalı Bitkilerden faydalanmayı ihmal etmeyiniz. Bizimle irtibata geçiniz yardımcı olalım. Bu rahatsızlıktan bitkilerle kurtulun.

Saçkıran Hastalığı (Alopesi areatanın) nedir?Alopesi tıp dilinde saç kaybı anlamına gelmektedir. Alopesi areatada ise saçlarda aniden yuvarlak saçsız alanlar oluşturacak şekilde dökülme olmasıdır.

Saçkıran Hastalığının (Alopesi areatanın) nedeni nedir?Alopesi areata otoimmun bir hastalıkdır. Otoimmun hastalıklarda bilinmeyen br nedenle bağışıklık sistemi kendi hücrelerini yabancı olarak görüp bu hücrelerle savaşmaya başlar. Bu durumda kıl kökleri etrafında bulunan lenfosit denen hücreler sitokin diye adlandırılan kimyasallar salgılarlar ve bu da saçlarda dökülmeye neden olur.
Saçkıran Hastalığının ailesel özelliği var mıdır?
Alopesi areata ailenin bir bireyinden fazlasında görülebilir veya ailenin diğerlerinde pernisiyöz anemi ve vitiligo gibi diğer immun hastalıklar bulunabilir.

Saçkıran Hastalığı bulaşıcı mıdır?
Alopesi areata bulaştırıcı değildir.


Saçkıran Hastalığının (Alopesi areatanın) nedeni nedir?
Hastalığın yenilen gıdalarla bir ilişkisi yoktur. Diğer sağlık problemlerinde olduğu gibi hastalık stressli bir olaydan sonra başlayabilir, fakat bu olguların hepsinde yoktur.

Saçkıran Hastalığı nasıl görülür?Alopesi areata belirgin bir rahatsızlık vermediği için, genellikle berberler tarafından saptanır. Saçın büyümesi durur ve kökünden ayrılır. Alpopesi areata üç evre gösterir. İlk olarak saçlar aniden dökülür, sonra dökülen alanda genişleme olur. Son olarak da saçlar başlangıçta renkleri beyaz veya gri olarak çıkmaya başlarlar. Bu ayları hatta yılları alabilir. Yeni kıllar çıkarken diğerleri dökülebilir.

Saçkıran Saçların tamamı dökülebilir mi?Etkilenen hastaların %5 ine kadar olanında tüm saçlar dökülebilir. Bu duruma alopesi totalis denilir ve çok uzun sürebilir. Hastaların %1 inden azında vücut kılları tamamiyle dökülür, bu durum alopesi üniversalis olarak bilinir.

Saçkıran Hastalığın başka bir zararı var mıdır?
Alopesi areata fiziksel bir rahatsızlığa neden olmaz, ama psikolojik olarak hastayı etkiler.

Saçkıran Tedavisi Nasıl Yapılır?Saçkıran Hastalığı için hazıraldığımız bitki karışımları düzenli olarak 3 ila 5 ay kadar kullanıldığında bu rahatsızlık tamamen iyileşebilmektedir.
Paylaş:

Vajinit Nedir?

VAJİNİT, vajina iltihabına verilen isimdir. Hayatın her döneminde görülebilirse de en çok cinsel olarak aktif kadınlarda görülür. Dünyada tüm kadınların üçte birinde, hayatları boyunca en az bir kez bu şikayet görülür.
Kadının vajinasından, az bir miktarda kokusuz, sümük kıvamında berrak veya bulanık beyaz sıvı gelmesi normaldir. Bu salgı, dokuyu ıslak ve sağlıklı tutar. Önemli bir diğer özelliği de cinsel ilişki esnasında kayganlığı sağlamasıdır. Vajina normalde çeşitli zararsız mikropları denge halinde barındırır, böylece normal işlev görebilir. Bazı durumlar vajinanın bu normal dengesini bozar ki bu vajinite sebep olur. 

SEBEPLERİ
-En çok görülen antibiyotik kullanımıdır. Özellikle bilinçsizce kullanılan antibiyotik sonrası bu ihtimal daha da artar, gebelik önleyici ilaçlar da vajinite sebep olabilir.
-Şeker hastalığı olan kadınlarda görülme oranı sıktır.
-Direnci veya bağışıklı sistemi düşük olanlarda daha şok görülür.
-Hormon düzeylerinde oluşan sürekli değişimler bakteriyel vajinite yol açar.
-Vajinal duş yapılması, ilişki sonrası kullanılan vajinal kremler ya da solüsyonlar bakteriyel vajinite neden olur.
-Kanser tedavisi (kemoterapi) görenler bakteriyel vajinit sorunu yaşayabilir.
-AIDS olanlar bakteriyel vajinite yakalanabilir.
Bu vajinit, bakteriel vajinalis isimli bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Bu bakteri, vajinanın normalde yapısında bulunan yararlı mikropların azalması ya da ortadan kaybolması sonucu buraya konuşlanır. Yararlı mikroplar sayıca normal olduğu sürece bu bakteri çoğalma gücüne sahip değildir.

VAJİNİT NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Tedavi vajinite sebep olan mikroba göre yapılır. Tedavi ağızdan alınan hap veya vajinaya uygulanan bir krem, tablet, ovul veya jelle olabilir. Bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır. Tedaviye cevap, ikinci günde başlar, bu nedenle çok acele etmeden en azından 24 saati beklemek uygun olacaktır. Bu yüzden akıntı veya kaşıntı ilaçlar bitirmeden ortadan geçse dahi, ilaçlara sonuna kadar devam edilmesi gerekir, çünkü belirtiler kaybolsa da, enfeksiyon hala mevcut olabilir.
Tedaviyi erken bırakmak belirtilerin geri dönmesine neden olabilir. Eğer hala şikayetler devam ediyorsa ilaçlarınızı tam kullanmanıza rağmen mutlaka doktorunuza bilgi vermek gerekir. Bu tedaviye dirençli bir mikropla karşılaşıldığının ya da üstüne tekrar bir mikrop eklendiğinin göstergesi olabilir. Farklı bir tedaviye gerek olabilir. Bir de şikayet geçmedi diye verilen ilaçları bir kür daha doktora sormadan kullanmak asla önerilmeyen bir durumdur.
Paylaş:

Adneksit Nedir?


Dölyatağının uzantı ve ekleri olan Fallop borularının ve yumurtalıkların yangılanması. İvegen adneksit ve süreğen adneksit diye iki bölüme ayrılır.

İVEGEN ADNEKSİT
Hastaların yüzde altmış-yetmiş beş kadarından sebebin belsoğukluğu mikrobu olduğu söylenebilir. Mikroplar dölyolundan ve dölyatağı boşluğundan geçerek Fallop borularına ulaşmışlardır. Bu nedenle önce boru boşluğunu sınırlayan zarda yangılanma meydana getirirler. Bu yangılanma, boruları kısmen ya da tüm olarak tıkayıp kısırlığa yol açabilir. Hastaların yüzde yirmi beş-kırkı ise, bu alana kan ve lenf damarları aracılığıyla ulaşmış olan stafilokok ve streptokok tipi mikropların etkisi sonucu hastalanmışlardır.
Bu grupta, doğum ya da düşük sonrasında dölyolunun ya da dölyatağının alt bölümlerinde meydana gelen bir mikroplanma alanı, önce dölyatağı çevresindeki gözeli dokuya, oradan da damarlar boyunca tüplerin çevresine ulaşmıştır. Bu nedenle, boruların duvarında yangılanma olduğu halde, boru boşluğunu kaplayan hücreler, bundan belsoğukluğundaki kadar etkilenmez. Bu özellik, stafilokok ve streptokok yangılanmalarının, borularda belsoğukluğu mikrobu kadar tıkanma ve kısırlığa yol açmamasını açıklar.
Belirtileri şunlardır: Belsoğukluğu mikrobu vücuda girdikten yaklaşık olarak bir hafta, ya da bir doğum veya düşükten on gün kadar sonra yangılanmanın bu alana ulaşması önce karnın alt bölümlerinde yaygın bir sancıya yol açar; birkaç gün içinde ağrı kasıklara yerleşip bu alanda daha belirli bir hal alır. Bulantının görülmemesi ve sancının iki kasıkta birden duyulması, bu hastalığı apandisitten ayıran iki önemli özelliktir. Hastalığın ilk birkaç gününde 39-40′a dek ulaşan yüksek ateş dikkati çeker. Bu alanda bulunan yangılanma, komşu organları da etkileyebileceğinden idrar yaparken ve dışkılarken sancı çoğalabilir.
Hekim muayenesi, karnın alt bölümlerinde basıncın ağrıya yol açtığını, boruların sucuk şeklinde şişmiş ve sancılı birer kitle halini almış olduğunu ortaya koyar. Kan sayımı yapılırsa akyuvarların sayısının milimetreküpte 20-250,000 olduğu, bunlardan yüzde seksen- seksen beşin çok şekilli çekirdekli akyuvarlar olduğu anlaşılır.
Tedavi, yatak istirahatı, sancı ve ağrıyı giderici ilaçlar ve antibiyotiklerin kullanılmasından ibarettir, 1,000,000 ünite ve daha fazla penisilin verilebilir.
Paylaş:

BASUR BİTKİSEL TEDAVİ

BASUR HEMEROİD KISA SÜREDE TAMAMEN GEÇİYOR
Basur kanaması basur sancıları artık  szin için kabus olmasın arayın bizi bitkisel kürlerimizden faydalanaın ve kısa sürede kurtulun.
Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir.
Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.

anus kaşıntısı
Anus (şerç); yani sindirim kanalının doğrubağırsak denilen son kısmındaki çıkış deliği veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kaşıntıların nedeni çeşitlidir. Bunlar arasında; kılkurtları, sümüksü akıntı, basur, çatlak, ishal veya kabızlık, egzama (mayasıl), sinir bozukluğu veya yeteri kadar temizliğe dikkat edilmemesi sayılabilir.
Paylaş:

Diyafram Nedir?


İnce kauçuktan yapılmış, rahmin ağzını örten şapka şeklinde bir araçtır.

Nasıl Korur?
Erkek tohum hücrelerinin hazneden rahme geçmesini engeller.

Olumlu Yönleri Nelerdir?
Doğru kullanıldığında %94 etkilidir.
Uygulanması konusunda eğitilen kadınlar, kendi kendilerine uygulayabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı kısmen koruyucudur.

Sadece cinsel ilişki sırasında kullanılması gerekir. 6 saat öncesinden yerleştirilebileceği için cinsel ilişkiyi kesintiye uğratmaz.
Emziren kadınlar da kullanabilir.
Aynı diyaframı 2 yıl süreyle kullanmak mümkündür.


Olumsuz Yönleri Nelerdir?
Koruma etkisi RİA, hap, iğne, Norplant gibi modern yöntemlerden daha düşüktür.
Önceden yerleştirilmediği takdirde cinsel ilişkiyi kesintiye uğratabilir.
Kadının parmaklarını haznesine sokması gerekir.


Kimler İçin Uygundur?
Yerleştirme tekniğini öğrenebilen kadınlar
Diğer yöntemleri uygulamakta zorluk çeken kadınlar

Kimler İçin Uygun Değildir?
Hazne, rahim ya da rahim ağzında şekil ya da pozisyon bozukluğu olan kadınlar
Mesanesi ve rahmi aşağı sarkmış olan kadınlar
Sık sık mesane iltihabı geçiren kadınlar
Kauçuk ya da spermisite alerjisi olan kadınlar
Son 6 hafta içinde doğum yapmış olan kadınlar
Toksik şok sendromu öyküsü olan kadınlar



Nasıl Kullanılır?
Diyafram kullanmaya başlamadan önce bir sağlık kuruluşundan MUTLAKA DANIŞMANLIK alınmalıdır.
Eğitilmiş sağlık personeli tarafından kadına en uygun olan diyafram boyu belirlenir. Nasıl uygulanacağı öğretilir. Kadın cinsel ilişkiden önce (en fazla 6 saat), tercihen spermisitle birlikte diyaframı hazne içine rahim ağzını kapatacak şekilde uygular.
İlişkiden sonra diyaframın en az 6 saat (en çok 24 saat) kalması gerekir.
Çıkartıldıktan sonra diyafram, yıkanmalı, kurulanmalı ve kutusunda saklanmalıdır.
Spermisitle birlikte kullanıldığında diyaframın koruyuculuğu artar.

Dikkat
Diyafram uygulamadan önce eller mutlaka sabunla yıkanmalıdır.
Yüksek ateş, genital bölgede kızarıklık, iritasyon veya kaşıntı hissedilirse derhal bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Paylaş:

Uyarı

Bu sitedeki içerikler tanı ve tedavi amaçlı değil, tamamen bilgilenme ve sağlıklı kalma konusunda tavsiye amaçlıdır. Burdaki bilgilerin tanı ve tedavi amaçlı kullanılmasından doğacak sonuçlardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sağlık ile ilgili bir probleminiz olması durumunda bir doktora başvurmalısınız.

Son Yazılar

ŞİFALI TAŞLAR

Yemek Tarifleri

Follow by Email

Blog Arşivi