Kadınlar İçin, yemek tarifi,sağlık,cinsellik,çocuk,diyet,güzellik,rüya tabiri,şifalı bitkiler,şifalı taşlar,hamilelik,gebelik,evlilik

Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Evliliği kurtarmanın yolları

Yüzyıllardır kutsal kurum olarak adlandırılan evlilik, çoğu insanın hayallerini süslerken, kimileri için de ciddi bir korku kaynağı. Çeşitli zorlukları aşarak evlenen çiftleri bekleyen en kötü sürpriz ise evlilik yorgunluğu. İlişkinin belirli dönemlerinde ortaya çıkan bu problemin nedenlerini ve önleme yollarını Uzman Nörolog Mehmet Yavuz anlatıyor...

4 bin yıllık toplumsal bir kurum olan evlilik; kimilerinin rüyası kiminin de kabusu. Çoğunluk için gereklilik olan bu kurum, bazı çiftleri zamanla yoruyor ve evlilik hüsranla sonuçlanıyor. Eskiden 'şiddetli geçimsizlik' olarak adlandırılan boşanma nedeni ise günümüzde 'evlilik yorgunluğu' denilen evlilik yozlaşması halini aldı ve deyim yerindeyse boşanmalarda moda haline geldi.

Evlilik Yorgunluğu Evlendikten 2,5 Yıl Sonra Başlıyor
''Aşkım, sevgim bitti, artık heyecanım kalmadı'' gibi ifadelerle sonlandırılan evliliklerde biten aslında aşk ve sevgi değil, dostluk ve paylaşımdır. Yapılan araştırmalarda evlilik yorgunluğunun evlendikten 2,5 yıl sonra başladığını belirten Dr. Mehmet Yavuz, günümüzde birçok çiftin aşkı; dostluk ve sevgiye dönüştürebildiğini, bunu beceremeyenlerinse soluğu mahkemede aldığını dile getirdi.

En Önemli Faktör Eğitim Uyumu
Ekonomik ve fiziksel uyum, yaş uyumu, inanç uyumu ve cinsel uyum gibi benzerliklerin hiçbiri evlilik yorgunluğunu önlemede belirleyici değil. Çiftlerden biri çok zengin diğeri çok yoksul olabilir ya da biri genç diğeri yaşlı olabilir. Evlilik yorgunluğunu önleyen en önemli faktörün eğitim uyumu olduğunu belirten Dr. Yavuz, böyle çiftlerin birbirini anlayabildiğini, birçok konuyu birlikte tartışıp paylaşabildiğini ve en önemlisi konuşabildiğini vurguladı. Dr. Yavuz konuşan bir çiftin de çok önemli sorunlar olmadıkça evlilik yorgunluğuna yakalanma riskinin çok az olduğunu sözlerine ekledi.

Boşanma Riskinin En Yüksek Olduğu Dönemler
Evliliklerde boşanma riskinin yüksek olduğu dönemler; ilk 1 yıl, daha sonraki 6 yıl ve evliliğin 20. yılı... Ani evliliklerde, nişanlılık dönemi geçirenlere göre ilk yıl boşanma riskinin daha fazla olduğunu belirten Dr. Yavuz, aniden evlenenlerin birbirlerini aynı evde yaşamaya başlayınca tanıdığını ve uyumlu olmamaları halinde ilk 1 yıl içinde boşandıklarını vurguladı.

Uzun Süre Flört Etmek Önemli
Görücü usulü ile bir süre nişanlı kalıp evlenenlerin ilişkileri aile büyüklerinin seçimleri ve tecrübeleri ile şekillendiği için flört evliliğine göre biraz daha sağlam olabiliyor. Bu noktada çiftler arası sorunlarda aile büyüklerinin hemen devreye girip arabuluculuk yapmasının önemli bir faktör olduğunu belirten Dr. Yavuz, 20. yıldan sonra boşanmalarda görücü usulü evlilik ve flört evliliği arasında sayısal açıdan bir farkın olmadığını hatırlattı.

Kadın Çalışıyorsa Boşanma Riski Artıyor
Eşlerden her ikisinin de çalışıyor olması, evliliği yorgunluğa götüren nedenlerden biri. Çalışan kadına, ev işlerinde erkeğin yardımcı olmamasının yozlaşmayı artırdığını belirten Dr. Yavuz, çalışan kadınların profesyonel alanda ve evinde iki farklı role sahip olmasının yorucu olduğunu hatırlattı. Çalışan kadın evine vakit ayırdığı zaman kariyeri tehlikeye giriyor, kariyerine yöneldiğinde evini ihmal ediyor. İşine daha çok vakit ayırdığında, eşler bunu anlayışla karşılamayabiliyor. Tüm bu nedenler doğrultusunda çalışan kadınlarda çalışmayanlara göre 6 kat daha fazla boşanma vakası görüldüğünü belirten Dr. Yavuz, bunda ekonomik özgürlüğün de payının büyük olduğunu dile getirdi.

Teknoloji Evliliği Yoruyor
Günlük hayatımızı kolaylaştıran teknoloji, özel hayatımızı tehlikeye atıyor. Çok odalı evler, yazlıklar, kışlıklar, farklı televizyon ve bilgisayarlar, çiftleri birbirinden koparıyor ve yalnızlaştırıyor. Bunların duygusal yönden kopma ve ayrışmalara neden olduğunu belirten Dr. Yavuz, teknolojik imkanların daha az kullanıldığı kırsal kesimlerde boşanma olaylarının nadir görülmesini de buna bağlıyor.
Paylaş:

Evlilikte erkeklerin kadınlardan bekledikleri

Yıllar geçse de eşler birbirlerine önceliklerinin ne olduğunu net bir şekilde dile getiremeyebiliyor. Özellikle erkekler ne istediklerini anlatmakta, kendilerini ifade etmekte çok sıkıntı çekiyor. Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır.

İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez "çok yoruldum" diye uzanır. Kadının böyle bir lüksü olmadığı gibi üstelik erkek, ondan bir de güzel "yemek" bekleyebilir. Evin düzenli-tertipli, elbiselerinin temiz ve ütülü olmasını, hatta kimi erkek, içeceği bir bardak suyu bile eşinin getirmesini bekler.

Cep telefonunun nerede olduğunu, gözlüklerini, çoraplarını nereye koyduğunu, arabanın anahtarının nereye bırakılmış olabileceğini hülasa buna benzer birçok şeyi kadından hep "hizmet" olarak bekler.

En önemlisi ise, erkekler, annelerinden gördükleri karşılıksız "şefkat", "sevgi" ve "ilgi"yi eşlerinden de beklemektedir.

Fakat annesinin "Aa! Burnun akmış gel sileyim" dediği gibi; "Mendilini aldın mı? Anahtarın, telefonun cebinde mi?" vb. sorularla çocuk gibi idare edilmek yerine, ayrıca fizikî gücünü göstermek için eşinin kendisini bir "kahraman" gibi görmesini de bekler.

Yaratılış itibarıyla şiddet, saldırganlık, sinirlilik, kabadayılık, özgürlükve kural tanımazlık özelliklerine yatkın olduğu için erkekler, eşlerinin bu duygularını kontrol altına almasına yardımcı olacak "sakin, itidalli,hoşgörülü, anlayışlı, idareci" olmasını bekler.

Aileyi idare ettikleri için ülke idare eden kral gibi "saygı" görmek ve asla "tenkit edilmemek" ister.

Bu hay huy içinde kadınların en çok yakındıkları şey, "Eşim ne yaş günümü ne de evlilik yıldönümümüzü hatırlıyor. Demek artık beni sevmiyor!" vehmine kapılmalarıdır. Bu yüzden erkekler eşlerinin pek kolay anlaşılamayan "sevgi dillerinin"kolayca anlaşılmasını bekler.

Eşinin "Sen bana ne hayat yaşatıyorsun?" diye nankörlük etmek yerine, kendisinin mükemmel bir baba ve eş olduğunu ifade eden "takdir" sözcükleri bekler.

Maddi konuda kendisini sıkıntıya sokmayıp, gücünü aşan aşırı isteklerde bulunmayarak "ayağını yorganına göre uzatarak", "iktisatlı"olmasını bekler.

Eşlerinin soru kitabı değil "cevap anahtarı" olmasını, "dırdırlarıyla" kafasını "şişirmemesini" özellikle de"gözyaşlarını silah" olarak kullanmamasını bekler.

Bir şeye canı sıkıldığında durgunlaşıp düşünmeyi tercih eder. Şayet eşi tepesine dikilip: "Ne düşünüyorsun! Yoksa başka biri mi var? Yoksa,bir yerlere para mı kaptırdın?" gibi aşağılayıcı ve "güven" zedeleyici davranışlardan kaçınmasını bekler.

İhtiyacını en fazla tatmin eden,aşkını, sevgisini ve şevkini paylaşacağı neş'ede ortak, elem ve kederde yardımcı, sûri güzelliğinin yanında zahiri arkadaşlığını samimileştirecek iffet" ve kötü ahlaktan arınmış, "ünsiyet" edeceği, iyi geçineceği, ruhi imtizacı sağlayacak "mûnislik, itaat" ve "güzel ahlâk" bekler.

Kısacası erkek kadından, annesi kadar "şefkatli eş", güveneceği sadıkbir "dost", her şeyi paylaşabilecek "arkadaş", sohbet edebileceğikalbine karşılık mükemmel bir "kalp" bekler.
Paylaş:

İlk Cinsel Deneyim Korkusu Nasıl Aşılır ?

Korku dolu ilk gece hikayeleri, ilk cinsel deneyimi kabusa çevirebilir. Korkunun nedenlerini bilerek ilk ilişki korkusunu yenebilirsiniz…
Cinsellikle ilgili korku dolu hikayeler, dini ve sosyal kurallar, insanları cinsellikten korkar hale getirebildiğinden, çoğu kişi ilk ilişki endişesi yaşıyor.

İlk cinsel deneyim, kadınlarda kızlık zarının parçalanacağı, çok büyük acı duyulacağı, oluk oluk kan fışkıracağı ilk cinsel deneyim hikayeleri, erkeklerde ‘milli olma’ mertebesine ulaşmaya, ‘erkek’ olma önemi atfedilmesinden dolayı, her iki cins için de bir korku unsuru olarak ortaya çıkıyor.

Erkekler neden korku yaşar?
Ataerkil düzenin sürdüğü her toplumda erkekler ilk cinsel deneyim korkusu yaşarlar. Çünkü bu kültür, erkeğin cinsel ilişkisine ‘erkek olma’ anlamı yükler. Erkeklerin ‘milli olması’ gerektiği, fazla sayıda kadınla cinsellik yaşamasının beklenen bir şey olduğu, yani skora dayalı bir cinsellik anlayışının hakim olduğu kültürde, cinsellikle güç birleşiyor.
Erkeklerin kadına karşı hoyratlığı, bir kadına ‘sahip olma’ yaklaşımı, bu güç kanıtlama isteğinin uzantısı niteliğindeki fanteziler aslında.

Dolayısıyla ilk ilişki, yaşanması gereken doğal bir cinsellikten ziyade, aşılması gerek bir sınav erkekler için. Akıllarına yerleşen düşünce, kendilerine verilecek olan ‘milli’ makamına ulaşma isteği sadece. Erkekler, bunun içini nasıl dolduracakları ve sürdüreceklerine ilişkin de çok büyük endişe taşırlar.

Kadınlar neden korku yaşar?
Toplum, erkeklerin evlenmeden önce pek çok kadınla birlikte olmasını olumlu karşılarken, kadınların cinsel deneyim yaşamasını evlilikten önce yasaklar. Dolayısıyla pek çok kadın için evlenmek, ilk gece korkusunun da başlaması anlamına gelir.

Çünkü o güne kadar duyduğu cinsel ilişki hikayeleri, cinsel birleşmede büyük bir acı yaşanacağı inancı, kızlık zarının yırtılmasının vajinanın parçalanması olarak algılanması; kadınların evlendiği halde cinsel ilişkiye girememelerine, vajinismus ya da cinsel soğukluk sorunu yaşamalarına yol açıyor.
Bu korku nasıl aşılabilir?
Cinsellikle ilgili kaynaklar, hep erkeklerin ne yapacağı konusunda bilgi içeriyor. Sakin olmalı, kadına yol gösterici olmalı, kadının cinsel organına, göğüslerine dokunarak onu uyarmalı gibi birtakım bilgiler veriyor. Burada kadının ancak evleneceği erkekle birlikte olması onaylanırken, bir taraftan da erkeğin yaşadığı korku görmezden geliniyor. Çünkü korku, ‘erkeklik’ kavramının içine yakıştırılamıyor aslında.
Erkeklere yol gösteren bilgiler işe yarayabildiği gibi tam tersi, kadını rahatsız edici etki de doğurabiliyor. Çünkü asıl bilinmesi gereken, cinselliğin karşı tarafla birlikte yaşandığı gerçeği. Birisinin reçetesi bir başkasına uymayabilir. Kadın ve erkek, birbirlerine göre kendilerini ayarlamayı, birbirlerini nasıl rahatlatacaklarını yaşayarak fark etmekle işe başlamalılar.

Cinsellik doğal bir olay olduğuna göre, bunu unutmadan her şeyi kendi haline bırakmak, dokunuşlardan haz almaya odaklanmak, ilk deneyimi yaşamak için rahatlamanın bir yoludur.
Cinselliği sadece cinsel organa indirgemeden, ilk deneyimini yaşayacak olan tarafa dokunuşlarla zevk vermeye çalışarak, belki cinsel birleşmeyi daha sonraya bırakarak, korkunun üstesinden gelmek mümkün.
Ne zaman tedavi gereklidir?

İlk ilişki aklınıza geldiğinde elleriniz, ayakları titiriyorsa, korkudan bayılacak gibi oluyorsanız, bu nedenle birisiyle tanışmaktan, görüşmekten, birinin size dokunmasından irikiliyorsanız, kimsenin sizinle tensel temas kurmasını istemiyorsanız, bu şekilde cinsellik yaşamanız mümkün değil. Çünkü korku, cinsellikten çok daha büyük bir sinyaldir beyne gönderilen.

İlk ilişki korkusu nedeniyle ereksiyon problemi yaşayan erkekler ya da ilişkiye hazır hale gelmeyen, vajinismus olan ve cinsel soğukluk yaşayan kadınların sayısı oldukça fazla.

Kendinizde ilk ilişkiye dair yüksek endişe belirtileri görüyorsanız ve sürekli ilişkiden kaçma eğilimindeyseniz, bir uzmandan yardım almanız yerinde olur. Psikoterapi ile ya da pskikoterapiyle eşzamanlı olarak ilaç tedavisiyle bu korkunuzun üstesinden gelebilirsiniz.
Paylaş:

Aşkı Öldüren Evlilik Değildir!

Sevgi dolu, mutlu bir evlilik için elinizden geleni yapıyorsunuz! ancak içinde bulunduğunuz zaman ve olaylar, istemeyerek yaşananlar, iş yerinde ki sorunlar, evde ki küçük sorunlar…… ve tabi ki evliliğin ağır sorumluluğu ….. sizi eşinize karşı beslediğiniz sevgiden uzaklaştıracaktır.  Evliliğinizin monotonlaştığını ve artık yıpranma evresine girdiğini görmek ya da hissetmek sizi ve eşinizi üzecek, gereksiz bunalıma ve strese girmenize sebep olacaktır.

Tüm bu olasılıklara rağmen; eski sevginize, huzurunuza ve mutluluğunuza kavuşmanız aslında sizin elinizde…. İçiniz de bir yerlerde sizi bekleyen, yuvanızı ısıtacak sahip olduğunuz sevgiyi tekrar bulabilir, eşiniz ile de bu sevgiyi sonsuza kadar paylaşabilirsiniz.

Flört döneminde yaşadığınız mutluluk ve huzuru evliliğinizin zamana ve hayat şartlarına bağlı olan monotonluğundan kurtarmak, ve aile içinde empati kurarak karşı tarafı daha iyi anlamaya yöneldiğiniz de bu gereksiz ve sancılı süreci başarı ile atlatabilirsiniz.

Bu Süreçte Yapılması Gerekenler Nelerdir?

Flört Dönemindeki Sevgiye Evlilik Döneminde de Sahip Olmak Mümkün mü?


İşte bu soruların cevabını bulabileceğiniz uzman görüş ve önerileri;

Her evlilik de yaşanan ve yaşanması muhtemel olan sorunlar karşısında uzmanlar aile içinde alınması gereken önlemlerin neler olduğunu önemle vurguluyorlar. Kısa süreli evliliklerin çoğu boşanma ile sonuçlanması ve bu oranın her geçen gün artması, bu konuda eşleri uzman yardımı almaya itmektedir. Evliliğinizi Kurtarmak için atılması gereken en doğru adım da budur.

Evlilik temellerini güçlendirecek Uzman görüşleri;

Evlilik De Aşkı Yaşatmak İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

- Eşinizin Egosunu İhmal Etmeyin: Her birey iç güdüsel olarak saygı görmek takdir edilmek ister ki bu duygu bebeklik döneminden itibaren vardır. Sizde eşinize değerli olduğunu gösterin ve asla takdir etmekten onu gururlandırmak dan vazgeçmeyin.

- Hayata İlgi Gösterin:

- Yeni Konular, Yeni Uğraşlar Edinin ve Bunlardan Bahsedin: Evlilik de monotonluğu yok etmek için sosyal hayatınızı daha aktif hale getirin ve bunu mümkün olduğunca eşiniz ile birlik de yapın. Sosyal faaliyetlerinizi artırın.

- Tartışmayın! Konuşmayı Deneyin: İşte bu büyük bir meziyettir, sadece evlilik de değil ikili ilişkilerin hepsinde tartışmak yerine konuşmayı deneyin, hem daha mutlu olacaksınız hemde mutlu edeceksiniz.

- Eşinizin Kurallarına da Saygı Gösterin ve Önemseyin:

- Sorun Değil, Çözüm Üretin:

- Empati Kurun: İkili ilişkilerde uygulanması gereken en önemli kuralların ve önerilerin başında gelir empati kurmak. Aslında empati kurulduğunda  Tartışmayın, Konuşun ! kuralını da aynı anda yerine getirmiş olacaksınız.
Paylaş:

Düğün stresiyle baş etmek

* Yaşanan stresin kaynağını doğru tahlil edin

* Kendinize stres yaratan durum, nasıl bu noktaya geldi, neler değiştirilebilir, neyi farklı yapmak stresi azaltır gibi sorular sorun ve çözüm aramaya çalışın

* Bu süreci daha az stresli geçirmek için birbirinizi dinleyin

* Ortaya çıkan problemleri kavramaya ve çözmeye çalışın

* Yapılacak işlerde zamanlamayı ve görev dağılımını iyi yapın

* Tek bir işe odaklanın

* Hataları kabul etmeye ve en önemlisi sakin kalmaya çalışın

* Vakit buldukça kısa yürüyüşler yapın, mümkünse açık havada gezin, nefes ve gevşeme egzersizleri yapın.
Paylaş:

Evlilikte mutlu cinselliğin sırları

Mutlu bir evliliğin sırrı; karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü ve sağlıklı bir cinsel yaşamdan geçiyor.

Mutlu bir evliliğin sırrı; karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü ve sağlıklı bir cinsel yaşamdan geçiyor. Cinsel problemler zamanla sorun haline gelmeye başlıyor. Özellikle kadınlar bu konudaki yetersizliklerini tamamlayamıyor; sorunlarını ve isteklerini eşiyle paylaşamıyor. Oysaki bu konuda size yardımcı olacak ilk kişi eşiniz. Hatta sorununuz ciddiyse bir uzmandan yardım almanızda fayda var.

Eşinize karşı açık olun. Onun isteklerini göz önünde bulundururken, kendi isteklerinizi de dile getirin.
Paylaş:

Mutlu evliliğin püf noktaları

Uzman Psikolog Bülent Budak, mutlu bir evliliği püf noktalarını ve aşkı yaşatmanın 11 yolunu sıraladı.

Modası hiç geçmeyen kurum;evlilik...Ancak aynı zamanda sorunları hiç bitmeyende o... Bekarlar evlenmek,evlenenlerde boşanmak istiyor.Peki yanlışlık nerede? Her şeyin suçlusu evlilik mi yoksa bir yerlerde hata yapan biz miyiz ?

Önlemlerinizi alın
Evliliğin dönemlerinden korkmayın
Uzman Psikolog Bülent Budak,evliliğin tanımlamasını istediğimizde,"İnsanların birbirine hissettiği cinsel isteklerin,sevgi,şefkat ve ilgi ihtiyacının giderilmesinin yanı sıra daha düzenli,huzurlu ve sağlıklı bir yaşam için asırlar önceden oluşturulmuş bir düzenden bahsediyoruz "diyor. Bu sosyal yapılanmanın doğada var olmadığını belşirten Budak,"İnsanların yerleşik yaşama geçmeye ve sosyal hayata başlamalarıyla birlikte,farklı örf ve adetler içerisinde böyle birkurum yapılandırıldı.İnsanlar kendilerini yaşadıkları toplumun örf ve adetlerine uymak zorunda hissettikleri için evlenmek istiyorlar. Bir de çocuk faktörü var.Çünkü insane,en temel korkularından biri olan ölüm korkusunu rahatlatabilmek için ardında bir eser bırakmak istiyor ve çocuk sahibi oluyor.Evlilik dışı bir çocuğun dışlanması ihtimali insanları evlendirmeye yönlendiriyor.Son yıllarda bilimsel değil ama sosyal olarak 30 yaşını geçen kadınlarda evlenme sendromu oluştu"diyor.Düzenli ve sağlıklı yaşamak için evleniyoruz"Evlilik insane doğasına aykırı mı?"diye sorduğumuzda ise Uzman Psikolog Bülent Budak,bu fikrin insanların sorumluluktan kurtulmak için ürettikleri bir mazeret olduğunu belirtiyor:"Doğaya bakınca hayvanların tek eşli olmadığını görüyoruz.Bu açıdan bakınca evliliğin bu doğaya aykırı olduğu söylenebilir.Ancak yaşadığımız binalar da,bindiğimiz arabalar da doğaya aykırı.Doğaya uyumlu yaşamak için ata binip mağaralarda yaşıyor olmamız gerekiyordu.Hayatımızı iyileştirmek için ürettiğimiz bu yapılanmalar gibi,düzenli ve sağlıklı bir yaşam için de evlilik kurumunu ürettik.Yani evlilik bir gereklilik olarak ortaya çıktı."
Mutlu evliliğin püf noktaları
1.Acele etmeyin:Özellikle aile büyüklerinin "Yaşın kaç oldu,yaşıtların hep evlendi bende torun istiyorum"türünden dayatmalarına kulaklarınızı tıkayın.Çünkü acele ile yapılan evliliklerde ilişkinin bedeni ve ruhu oturmuyor.Tek başına aşk da,tek başına para da bir evliliğin uzun ömürlü olmasına yetmiyor.2.Kendinizi iyi tanıyın:Kendi ruhunuzu ve düşünce yapınızı iyi tanıyın.Bu özelliklerinize gore bir arayış içine girin.Kendinizi tanımadan karşı tarafı sırf güzel,yakışıklı ya da zengin olduğu için seçmeyin.Özellikle üçüncü kişilerin tavsiyeleri ile başlayan evliliklşer kaybetmeye baştan mahkum oluyor.3.Gerçekçi olun:"Nikahta keramet vardır evlendikten sonra düzelir" şeklindeki sözlere inanmayın.Gerçek düşüncelerinizi evlenmeden once ortaya koyun.Karşı taraftan da aynısını bekleyin.Örneğin çocuk sahibi olmak istemeyen nişanlınızın,evlendikten sonra fikrinin değişeceği hayaline tutunmayın.Ya da evlendikten sonra başka bir şehirde oturmak istemiyorsanız ancak böyle bir ihtimal varsa tavrınızı baştan konuşun.

Yıldönümlerinden korkmayın
Uzman Psikolog Bülent Budak,evliliğin belli yıllarının daha zorlu geçtiği şeklindeki söylemlerin bilimsel temeli olmadığını belirtiyor.Bazı kişilerin adeta "kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi"inandıkları bu durumun zararlarını yaşadıklarını,sorun yaşama beklentisiyle 1.,3. ya da 7. Yıllarda sorunlar yaşandığını da ekliyor.Oysa doğru olan evliliği yıllara değil,dönemlere ayırmak.Çünkü her dönem evliliğin taraflarına ve çevresel faktörlere gore uzayıp kısalabiliyor.

SANAL DÖNEM
İnsanların kendilerini gizledikleri,sorunları görmezdenb geldikleri,her şeye evet dedikleri ve kendi gerçeklerini göstermedikleri bir dönemden bahsediyoruz.Evliliğin başlangıcını oluşturan bu dönemde tarafların isteği kavga çıkmamasını,romantizmin sürmesini sağlamak ve dışarıdan bakılınca mutlu bir evlilik tablosu oluşturmak.Çiftler bu dönemde birbirlerine kendilerini tam olarak gösteremedikleri gibi,ail eve arkadaşlar konusundaki olumsuz fikirlerini de kendilerine saklıyorlar.Evlenmeden once birlikte bir evi paylaşan çiftler bu dönemi çok kısa yaşayabiliyor.Bazı çiftlerin ise bu dönemi yıllarca yaşamaları da mümkün.

GERÇEKÇİ DÖNEM
Çiftler bu dönemde yavaş yavaş "ben" demeye başlıyor;"Ben böyle düşünüyorum,böyle istiyorum"gibi... Böylece bu dönem fikir ayrılıklarının,duyguların ve beklentilerin ortaya çıktığı yılları anlatıyor.Uzman Psikolog Bülent Budak,bu dönemin çok riskli olduğunun da altını çiziyor.Çatışmaların başladığı bu dönemin süresi de çeşitli faktörlere gore değişiyor.Bu dönemin başarıyla atlatılması mümkün,ancak tartışma kültürümüzün eksikliği,karşı tarafı olduğu gibi kabul etmekten kaçınmamız ve değiştirmeye çalışmamız bu dönemden başarıyla çıkmayı da zorlaştıran faktörler.Yine bu dönemde,çiftler birbirlerinin aile fertleri ya da arkadaşları hakkında olumsuz görüşlerini de açıkça dile getirmeye başlıyorlar."Evlenince değişti" söylemini dillndirdiğimiz bu dönemde yanıldığımız nokta ise şu;değişen kimse yok.Aslında sanal dönemde gösterilmeyenler ya da görmek istemediklerimiz bu dönemde ortaya dökülüveriyor.

YA SUSKUNLUK YA UZMANLIK
Suskunluk dönemi
Öncelikle şunu belirtelim ki ,"Gerçekçi Dönem"i başarıyla atlatıp uzmanlık dönemine giren çiftler azınlıkta kalıyor.Çoğu çift kendini suskunluk döneminde buluveriyor.Suskunluk döneminde önceki dönemden gelen konular b,r sure bir kenara bırakılıyor,sessizlik dönemi başlıyor ve bir gün daha şiddetli olarak yeniden tartışılmaya başlıyor.Her patlama bir öncekinden daha şiddetli oluyor.Artık birbirlerine güvenlerini kaybetmeye başlayan çiftler "Eşimle bu konu konuşulmaz" diye düşünerek iletişimden kaçınmaya başlıyorlar.İşte bu sessizlikten bazen duyulan tek şey boşanmanın ayak izleri oluyor.İki tarafda tek başına ayakta durabilecek durumdaysa boşnama gerçekleşiyor.Eğer çocuk varsa boşanma ertelenebiliyor.Aldatmaların en çok yaşandığı dönemde suskunluk dönemleri...Çitler duygusal arayışlara giriyor ve bu açlığını başkaları ile gidermeye başlıyor.Bu kişiler iş çevresinden,arkadaş çevresinden ya das anal dünyadan olabiliyor.Son zamanlarda sosyal ağlarda eski sevgililerini bulanların sayısı da oldukça fazla...

Uzmanlık dönemi
İşte az rastlanan ideal dönem!Tabii ki pembe bir dünyadan bahsetmiyoruz.Hayat devam ettikçe çiftlerin önüne engeller,sorunlar çıkıyor.Uzamnlığa erişen çiftler,kriz yönetimini ustalıkla gerçekleştiriyor.Ufak tefek hatalar olsa da patlamalar;küsmelere suskunluğa gitmeden hallediliyor.Duygusal ve mantıksal olarak gelişmiş bir ilişkide,çiftler önlerine gelen her engeli başarıyla aşıyorlar.Kötü giden evliliği bir bebek kurtarmazUzman Psikolog Bülent Budak,çocuk sahibi olmanın evliliğe biyik etkileri olduğunu söylüyor.Ancak burada sadece olumlu etkilerden söz etmiyor.Öncelikle çocuk yetiştirmenin de tıpkı bir evlilik gibi süreçleri olduğunu yani kolay bir şey olmadığını unutmamak gerekiyor.Bir çocuğun aileye yapacağı olumlu katkılar çocukla ilgili değil,çiftlerin bu duruma bakış açısıyla ilgili oluyor.Örneğin bir babanın,çocuk bakımını sadece annenin görevi olduğunu düşünmesi ve kadını ub işte yalnız bırakması,çiftin arasında daha once olmayan sorunların doğmasına bile neden olabiliyor.Bu nedenle çocugun ilişkide hiçbir şeyin başlangıç noktası olarak görülmemesi,öencelikle tarafların bakış açılarını değiştirmeleri gerekiyor.

Sanal alemde tehlike!
Artık canımız her sıkıldığında kendimizi oyalayacak bir şey bulabiliyoruz.Televizyonun yanı sıra artık elimizin altında uçsuz bucaksız bir internet alemi var.Ancak sanal ortamda ne kadar çok zaman harcarsanız,o tarafınızı geliştirmiş oluyorsunuz ve ilgilenmediğiniz ilişkiniz zayıflıyor.Bunun önüne geçmek için fiziksel tedbirler alın.Bilgisayarın salonunuzdan ve yatak odanızdan bilgisayarınızı çıkarın.Haftada iki gün televizyonsuz ve bilgisayarsız geceler yapın.

Aşkı yaşatmanın 11 yolu
1.Ona saygı duyun2.Onu dinliyor gözükmeyin,gerçekten dinleyin.3.Onu olduğu gibi kabul edin, eleştirmeyin.4.Doğru tartışmayı öğrenin5.Ona zaman ayırın6.Onu düşünün ve düşündüğünüzü,onu mutlku edeceğini bildiğiniz şeyleri yaparak gösterin.7.Ona sizing için farklı olduğunu hissettirin8.Maddi boyutunu esas almadan,onu mutlu edecek ufak sürprizler hazırlayın,özel zamanlar yaratın.9.Karşı taraftan beklemeyin,once siz yapın ki karşılığını alın.10.İlişki güncelleyin;eski günlerde gittiğiniz yerlere ziyaretler yapın,ilk günlerinizi hatırlayın.11.İşinize mesai harzamassanız iflas edeceğinizi bildiğiniz gibi,evliliğinize mesai harcamassanız onu kaybedeceğinizi unutmayın.

Terapi ne zaman ?
Uzman Psikolog Bülent Budak,terapiyi özellikle nişanlı çiftlere öneriyor.Ancak her şeyin toz pembe yaşandığı nişanlılık döneminde terapiye gitmek pek de akıllara gelmiyor.Bir diğer ideal zaman ise "Gerçekçi Dönem"... Budak,suskun döneminde gelen çiftlerin artık umutsuz ve güvensiz olması,hatta gizli ikinci hayatları kurmaları nedeniyle terapi yoluyla bir ilişkiyi tedavi etmenin çok zor olduğunu belirtiyor.Ancak ne yazık ki çiftler,en çok da suskunluk döneminde terapiye geliyor.
Paylaş:

Evlilik nedir ve ne anlama gelir?


Toplumun yargılamadığı bir şekilde aynı çatı altında yaşanabilinsin ve sevişilebilinsin diye, kağıt üzerine dökülüp resmileştirilen ve cüzdanlaştırılan belge, kanunlarımızca ve türkçemizde “evlilik” olarak adlandırılıyor.
İmzalandıktan sonra kaç defa açıp bakıyoruz acaba o deftere…?
Ya da neleri düzeltiyor sorun çıktığında.. ne işe yaradığını biliyor muyuz?

İki insanın birbirini seviyorluğu, alkışlar eşliğinde tastiklendiğinde ve belgenediğinde sevgileri, daha bir bağlı olduklarını sanıyorlar.
Özellikle kadınların “evlenme teklifi” ni heyecan ile bekleyişleri de bu yüzden. Erkeğin onu ne kadar seviyor olduğunu anlıyorlar akılları sıra…!
“Benimle hayatını geçirmek istiyor…”….
Hmm.. evet boşanma ihtimaliniz yok çünkü değil mi…?

Dünya üzerinde “kutsal” olarak nitelendirilen evlilik kurumu, son yıllarda sıklaşan “boşanma” kavramı ile sürekli bir ilişki içinde. Birbirlerinden ayrılmaları imkansız olan bu iki olgu, hem garip bir çatışma hemde bir uyum içerisindeler…
Hemen her evlilikte, bir defa bile olsa akla gelen, akıl ucundan geçen, gündeme oturan ve ya direkten dönülen boşanma ihtimali, elbette ki konuklar eşliğinde “sonsuza dek” yemini edilirken akıllardan bile geçmiyor…

Toplumumuz evliliğe o kadar “yaşamın doğasında” var şeklinde bakıyor ki, halen belli bölgelerde “yaşı geldi” diye bile evlendiriliyor insanlar.. Ne acı…
Evlediriliyor olmak işin daha da vahim bir kısmı zaten… Hayatın boyunca(!) kiminle uyuyacağına, kiminle öpüşeceğine, kimin ile tartışacağına…. bir başkası karar veriyor..
Üstelik kimsenin umrunda değil o adamın ağzının kokuyor olup olmadığı, kadının tembel bir pasaklı olup olmadığı…
Hayıflanmalar karşısındaki cevap hazır ama.. “o senin karın / kocan… olur o kadar… hepimiz neler yaşıyoruz…”…!

Başlaması ilk adımdan itibaren bir serüven olan evliliği devam ettirmesi ve bitirmesi de bir o kadar olay…
Evlilik kurumunun sadece iki insan arasında olmadığını, özellikle iki tarafında ailelerinin her saniyesine hakim olduklarını, oldu ki bitirmeye karar verildiğinde bile, itirazların, gözyaşlarının, tehditlerin ve daha bir sürü tavrın takınıldığı anların yaşandığını biliyoruz… biliyoruz değil mi?

Kadın ve erkeğin birbirine aşık olmasının sadece onları ilgilendiren ve onların yalnız başlarına yaşadıkları birşey olduğunu unutmamak gerekiyor. İki insanın hangi ad altında olursa olsun, mutlu olmaları ise amaç, bunu illaki defterleştirmenin mantığı nedir…?
Çoğu çift evlenmelerinin gerekçesi olarak çocuk sahibi olmak istemelerini gösteriyorlar… Peki ya boşanırken… çocuklar o zaman gündemde değiller mi…?
Neden artık çocukları olmasına rağmen evliliklerini devam ettirmiyor insanlar..?

Kendi benliğimize olan saygımızın arttığı son dönemlerde, artık kadın ve erkek evlenmenin sadece bir kağıda atılan imzadan ibaret olduğunun… bağlılığın bir kalem sayesinde değil, kalpten geldiğinin, sadece altın bir halka ile sadık kalınamayacağının farkındalar…!
Her ne kadar “bizim topluma ters” olduğu düşünülse bile, o imzayı atmadan, o yüzüğü takmadan, alkışlar arasında tastiklenmeden de çok mutlu yaşayan insanların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Şimdi ben burada sakın evlenmeyin, saçmalık bu demiyorum…
Demek istediğim şu..
Kanunlara, sevdiğiniz insanın “seni seviyorum” sözünden daha mı çok güveniyorsunuz…?

Papatya Somer
Paylaş:

Evlenmeden önce kızların yapması gerekenler


Evlilik kararı aldınız ve işte bundan önce mutlaka yapmanız gerekenler.

¦Yapmak istediklerinizi belirleyin

¦Gezebildiğiniz kadar gezin

¦Yalnız yaşayın

¦Yüzükleri keşfedin

¦Yatağınızın keyfini çıkarın

¦Hayallerinizdeki çantayi alın

¦Kız kıza tatil yapın

¦Tamir işlerinde deneyim kazanın

¦Yemek yapmayı öğrenin

¦Klozetinize sahip çıkın

¦Paranızın hesabını bilin

¦Ailenizle zaman geçirin

¦Çılgın partilere "evet" deyin

¦İç giyim tarzınızı belirleyin

¦Yemek zevkinizi dilediğiniz gibi yaşayın

¦Banyonun keyfini sürün

¦Hayranı olduğunuz ünlüyü hayatınızın içine sokun

¦Kariyerinizi belirleyin

¦Hayal ettiğiniz düğünü planlayın

¦Yalnız seyahate çıkın

¦Evinizi kadınsı bir dekorasyonla döşeyin

¦Gönlünüzce sarhoş olun

¦Kişisel bakımınıza özen gösterin

¦İdeal kilonuza kavuşun

¦Sigarayı bırakın

¦Eğlenceli bir ilişki yaşayın

¦Başka bir şehirde yaşayın
Paylaş:

Çocuk Sahibi Olmak Evliliği Nasıl Etkiliyor?

Eşleri birbirleri ile akraba yapan, sonsuza dek birbirlerinin genlerinde yaşamalarını sağlayan tek şey çocuk sahibi olmaktır. Çocuk sahibi olmak aynı zamanda geri dönülmezlik duygusunu beraberinde getirir, bu durumda eşlerde kaçıp kurtulma isteği ortaya çıkar. İsteyerek çocuk sahibi olan kişilerde de durum değişmez. Hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, özgürlüklerin kaybı, tüm çiftleri derinden yaralar. Evli çiftler bu noktada bir kadın ve bir erkek olmaktan, anne ve baba olma noktasına ulaşabilirlerse, bu krizi atlatabilirler. Benzer krizler çocukla ilgili ortak kararlar verme noktasında da kendini gösterir.

Aslında genellikle eve gelen o minik birey ev içindeki coşkuyu artırır, hatta çoğu zaman eşler arası iletişimi güçlendirir. Ancak zaman zaman ebeveynlerin yanlış tutumlarından dolayı sorunlar ortaya çıkabilir! Peki niçin? Ev içinde rollerin sağlıklı bir biçimde belirlenmemiş olması bu durumun en önemli nedenidir. Bireylerin anne - baba olduktan sonra eş olma rollerini unutmaları ve önceliği her zaman çocuğa vermeleri ile diğer eş ihmal edilebilmektedir. Bu durumda eşler, ebeveyn olmadan önceki ortamı arar ve eşi ile eski yakınlığını özler. Çocuğun kendisine olan ilgiyi azalttığını düşünür. Çocuk bahane edilerek eşin bazı isteklerine cevap verilmemesi, eşe zaman ayırma gayretinin gösterilmemesi, ev içinde eşlerin birbirlerine sürekli, “annecim, annemiz, babacım, babamız” ifadeleriyle seslenmeleri yapılan diğer yanlış davranışlardır. Ayrıca, çocuk bakımı ile ilgili sorumlulukların paylaşımının iyi düzenlenmemesi tartışmalara yol açabilmektedir.
Çocuk sahibi olduktan sonra, daha önceki yaşam tarzınızın önemli ölçüde değişeceğini ve çok önemli bir sorumluluk altına gireceğinizi bilmelisiniz. Bu nedenle yeni düzenlemeler yapmanız gerektiğinin farkında olmalısınız ve bu konu kesinlikle hassas davranılması gereken bir konudur. Aksi takdirde ev içinde huzur bozulabileceği gibi, bireylerin eş olma ve ebeveyn olma rolleri de zedelenir.


http://www.darisibasina.com
Paylaş:

Evlilik aşkı öldürür mü?

“Evlilik aşkı öldürür mü?” gibi klişe ama her daim merak konusu olan soruya, pek çok evli insan “evet” yanıtını verir. Ama onlar, aslında, aşkın ölümünü evliliğin üzerine atan ve kendilerini suçsuz ilan edenlerdir. 

Aşkı öldüren, kadın ve erkeğin artık birbirlerine duygusal yatırım yapmamaları ve ilişkiye özen göstermemeleridir. 

Elbette aşkın o en yoğun yaşandığı, ayakların yerden kesildiği dönemlerden sonra evlilikte artık karşınızda idealdeki değil, gerçek bir insan vardır. Diş fırçalama biçimi, evdeki düzeni farklı gelebilir size. Bir miktar hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, farklı alışkanlıklarını yadırgayabilirsiniz. Ama bu normal olandır. Onu her şeyi ile mükemmel görmek bir çeşit hastalıktır. 

“Birbirimiz için farklı ve özeliz”
İşte evlilikte kabul edilmesi gereken ilk şey, iki ayrı insan olduğunuz gerçeğidir. “Garip ve farklı taraflarımızla, farklı renklerimiz ve zevklerimizle başka insanlarız” diyebilmektir önemli olan. Tabii bunu söylerken arkasından, “Ama biz birbirimiz için özeliz” de diyebilmektir. 

Bunu başaramayanlarda, eşlerden birinin diğerini ya da her ikisinin de birbirini değiştirme isteği ve çabası oluşur. Bu, karşı tarafın duygularını, iç dünyasını kırarak, onu eleştirerek, suçlayarak verilen bir uğraştır. 

Flört ederken birbirlerine hayranlıklarını dile getiren, başarılarını onaylayan çiftler, evlendikten sonra, “O benim gibi olsun, benim gibi düşünüp, hissetsin” demeye başlarlar. 

Aşk paylaşım ister

İşte bu noktada evlilik için tehlike çanları çalmaya başlar. Çünkü zorla değiştirilmek istenen kişi, direnç gösterir, o direndikçe çatışmalar başlar. Çatışmaların yoğunlaştığı evliliklerde, eşlerin birbirlerinden uzaklaşması, aşkın ölmesi kaçınılmazdır. Oysa aşk, paylaşım ve çatışmasız ortam ister. 

Evlilikte duyguların canlılığını yitirmesinde, çiftlerin nikah masasında attıkları imza sonucu artık birbirlerine sonsuza dek sahip oldukları inancı ve kaybetme korkusu yaşamama durumunun da büyük payı vardır. 

Oysa kaybetme korkusu, ilişkiyi canlı tutar, monotonlaşmamasını sağlar. 

Sevdiğinizi söyleyin
Sevgi ve aşk da emek ve çaba gerektirir. “Nasılsa artık o benim kocam/karım, sevdiğimi söylememe gerek yok” diye düşünmemelisiniz. 

Kuşkusuz hiç kimse bir gün boşanmak için evlenmez. Ama “Bu adam/kadın benim her halimi çeker, çünkü bana çok aşık” diye pervasızca davranmamalısınız. Aranızdaki romansı koruyabilirseniz, gerçek sevgi, asıl, evlilikte birbirinizi iyice tanıdıktan ve birbirinize alıştıktan sonra başlar.


http://www.darisibasina.com/
Paylaş:

Mutlu Evlilik İçin On Öneri

Evliliğinizi gözden geçirin ve yenileyin.
Bu 10 öneri bu yenileme ve uzun süren mutluluklar için ideal.

1. Eşinize ilgi gösterin
Pek çok kadın anne olduktan sonra eski yaşam şeklini devam ettiremiyor. Oysa, anne olduktan sonra da kendimize ve eşimize zaman ayırmamız gerekiyor. Mükemmel anne olmaya çalışmayın. Hem kendinizi hem de eşinizi ilgiden mahrum bırakmayın. Anne kimliğine saplanıp cinselliği ve cinsel kimliği unutmak evlilikte ciddi sorun yaratabiliyor. Kendinize iyi bakın, baba olmanın zorluklarını yaşayan eşinizle ilgi gösterin ve en önemlisi kadın kimliğinizi ihmal etmeyin…
Bebekten sonra evlilik ilişkinizin zedelenmemesi için nelere dikkat etmek gerekiyor? Bu sorunun cevabını almak için pudra.com'un Çocuktan sonra evlilik ilişkisi yazısını okuyabilirsiniz.

2. Sihirli sözleri söylemeyi unutmayın
İlişkilerin başlarında güzel sözler, hediyeler, anlamlı jestler vardır. Ama zaman geçtikçe, bırakın hediyeyi ya da çiçeği, hislerimizi bile birbirimize söylemeyi unutuyoruz. Oysa “seni seviyorum”, “özür dilerim”, “seni anlıyorum”, “haklısın”, “çok güzelsin”, “sana ihtiyacım var”, “teşekkür ederim” gibi sihirli sözleri daha sık kullanarak daha güzel bir ilişki yaratabilirsiniz. Mutlu bir ilişki ve evliliğin sırrı ne biliyor musunuz? Hepimizin bildiği, kullanmayı unuttuğu bu güzel sözler… İlişkinizi değiştirecek 7 sihirli söz hakkındaki yorumlarımızı okumak için tklayın…

3. Seks hayatınızı canlandırın
İlişkinizde seks hayatınız eskisi gibi değilse karamsar olmayın, yapabileceğiniz şeyler var... İşe yatak odanızın şeklini ya da mobilyalarını değiştirerek başlayabilirsiniz. Seks tekniklerini anlatan bir kitap alıp yeni sevişme pozisyonlarını deneyebilirsiniz. Eşinize onu ne kadar arzuladığınızı anlatan mesajlar göndererek, flört zamanlarındaki gibi kaçamak sevişmeler yaşayarak küçük oyunlar oynayabilirsiniz. Ama her şeyden önemlisi seks hakkında konuşmaktan çekinmeyin ve nelerden hoşlandığınızı açıkça belirtin. İlişkinizde ya da seks hayatınızda çözemediğiniz bir sorun varsa uzman desteği almaktan kaçınmayın.
Evlilikte seks hayatını canlı tutmanızı sağlayacak tavsiyelerimiz var. Okumak için tıklayın…

4. Doğru tartışmayı öğrenin
Evliliklerin sağlıklı olabilmesi için çiftlerin tartışmaya da ihtiyacı var. Çatışmadan korkmadan, birbirinize değil konuya odaklanarak, saygıyla dinleyerek, yumuşak konuşarak, bazı şeyleri kabul ederek, barışa şans vererek dostça tartışma becerinizi geliştirin. Göreceksiniz, tartışmalar daha sakin geçecek ve konuşup anlaşarak aranızdaki sorunları çözeceksiniz. Dostça tartışmanın yollarını merak ediyorsanız, tıklayın…

5. Dürüst olun
Yalan söylemek bazen kavgaları önler ama uzun vadede evliliğe zarar verir. Sağlıklı bir evlilik dürüstlük üzerine kurulur. Örneğin, ortak aile bütçenizden eşinizden habersiz size düşen paydan fazlasını harcadıysanız, arkadaşınıza borç verdiğiniz yalanını söylemek yerine dürüstçe alışveriş yaptığınızı söyleyin. Ne zaman nerede olduğunuz konusunda eşinize yalan söylemeyin. Her yalanın birgün ortaya çıktığını unutmayın. Her zaman dürüst ve açık olun. Böylece hem eşinizin size olan güveni sağlam olur hem de kendinizi daha iyi hissedersiniz.

6. Affetmeyi ve unutmayı deneyin
Eşiniz bir hata yaptığında ve özür dilediğinde affetmeyi deneyin. İçinizde kin tutmayın ve bağışlayıcı olun. Bu hem sizi rahatlatacak hem de eşinize yaptığı hatayı düşündürecektir. Aynı zamanda unutmayı da deneyin. Ancak bu “unutmak”, sadece eşinizle aranız iyi olduğunda geçerli olmamalı. Unutmanız gereken mesele her ne ise, yeni bir tartışmada bir silah olarak su yüzüne çıkmasına izin vermeden geçmişin derinliklerine gömün onu.

7. Kendinize iyi bakın
Bugüne kadar kendinize ne kadar baktınız, şimdi farklı bir gözle bunu görmeye çalışın. Aile hayatının telaşı ve koşuşturmacası içinde kendi sağlığınızı düşünmek, sağlıklı yiyecekler yemek, manikürünüzü yaptırmak, saçınızı yenilemek, düzenli spor yapmak ne zor, değil mi? Ama bir karar verin ve bunların hepsi için zaman ve bir miktar para ayırın. Bu çabaya değer doğrusu!

8. Kendinizi geliştirin
İlişkinin monotonlaştığı, artık konuşacak bir şeylerin kalmamasından anlaşılır. Anlatacak yeni hikayelerinizin olması da ancak kendinizi yenilemenizle mümkün. Yeni hobiler edinerek, gönüllü yardım faaliyetlerinde bulunarak farklı ortamlara girebilir, farklı deneyimler edinebilirsiniz. Eşinizle bunları paylaşacağınız sohbetleriniz ne kadar zevkli olur, düşünsenize…

9. Evliliği mahveden sözleri hayatınızdan çıkarın
Bir karar verin ve “ben demiştim”, “keşke”, “onun kocası böyle yapmıyor ama”, “sen beceremezsin, ver ben yapayım”, “sen zaten hep böylesin”, “ona da böyle yapıyor muydun”, “ben senin için yapmıştım”, “bugün canım istemiyor”, sözlerini hayatınızdan tamamen çıkarın. Böylelikle bu 'erkek savar' ifadelerin altında yatan, ilişkinizle ilgili sorunları da çözme konusunda bir adım atmış olursunuz. Evlilikleri mahveden sözler hakkındaki yorumlarımızı okumak için tıklayın…

10. Onun arkadaşlarıyla arkadaş olun
Kadınlar eşlerinin erkek arkadaşlarıyla anlaşamazlarsa, erkeklerin 20 yıllık erkek arkadaşlarıyla bile birliktelikleri zorlaşıyor. Bu da onları mutsuz kılıyor. Dolayısıyla işe, eşinizin yakın arkadaşlarını evinize davet edip güzel bir akşam yemeği hazırlamakla başlayın. Sonrası için de eşiniz ve onun arkadaşlarıyla dışarıda birlikte zaman geçirme konusunda eşinize teklifte bulunarak onu şaşırtın.

http://www.darisibasina.com
Paylaş:

Evlilikte Aile İçi Sorunların Çözümü İçin Beş Esas



Aile içinde problemlerin olması hayatın tabii bir gerçeğidir. Genel olarak anlaşmazlıklar, karşılaşılan problemler ile arzulanan durum arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanır.
İnsanoğlu için istekler sınırsız, ihtiyaçlar farklı ve imkânlar sınırlı olduğuna göre önemli olan önceliklere dikkat edilmesi, problemlerin birbirini etkileyerek içinden çıkılmaz bir hale gelmemesi ve etkili bir şekilde çözümlenebilmesidir.Aile içi problemler daha çok şu konularda ortaya çıkar: Eşler ve diğer aile üyelerinin birbiriyle iletişim şekli. Sürekli kavga veya gerginlik. Aile üyelerinin diğer aile üyeleri ile ilişkileri, onların müdahaleleri. Anne-babanın çocuk ve gençlerle ilgili tutum ve davranışları. Aile üyelerinin arkadaş ve dostlarının etkileri. Aile içi sorumluluklar. Ailenin ekonomik durumu. Aile üyelerinin birbirlerine sevgi ve ilgiyi gösterme biçimlerini yetersiz görmeleri.
Problemli bir durumla başa çıkabilmek için bilinçli, mantıklı bir çaba gösterip çözüm şekli için çeşitli alternatiflerin üretilmesi ve bu alternatifler arasında en uygun olanın seçilip uygulanmasına ise “problem çözme” denilmektedir. Etkili problem çözme becerisine sahip olan kişiler stresle daha iyi başa çıkarlar. Bu kişiler bilhassa depresyon açısından daha az risk altındadırlar. Problem çözebilme yeteneklerinin geliştirilmesi ile aile içi problemler diğer sosyal problemler gibi daha kolay çözülmektedir. Bu konuda kişisel gelişim kitapları, seminerler, psikolojik danışmanlık vb. de yararlı olmaktadır. Örneğin, üvey annesi ile iyi geçinemeyen bir genç kızın evlenmek için talip olan ilk kişiyle evlenmeyi, denk olup olmadığını düşünmeden ve yakından tanımadan, sadece arkadaşlarının tavsiyesiyle kabul etmesi aceleci ve dürtüsel bir çözüm şeklidir diyebiliriz. Eşinin televizyon izleyip kendisiyle ilgilenmemesinden yakınan kişinin uygun çözüm yollarını denemek yerine ‘ben de kendi işlerime bakarım onu böyle kabul ederim’ diye düşünmesi uygun olmayan bir davranıştır.
Etkili problem çözebilme ise birbirini takip eden şu beş sürecin gerçekleşmesine bağlıdır:
Probleme odaklanın: İyi bir problem çözme motivasyonunun sağlanması için kişinin probleme karşı duyarlılığının artıp, zaman ve enerji harcamaya hazır olması gerekir. Geçmişte yaşanan olumsuz tecrübeler öğrenilmiş çaresizliğe yol açıp odaklanmayı zorlaştırabilir.
Problemi tanımlayın:
Sosyal problemler de sayısal problemler gibi aşamalar halinde düşünüldüğü ve bilinenlerle bilinmeyenler net olarak değerlendirildiği zaman daha iyi çözülür. Bunların başında kişinin hem kendisinin hem de problemle ilgili diğer kişilerin duygularını ve davranışlarını, yeterliliklerini, yetersizliklerini ve sınırlarını iyi tanıyıp değerlendirmesi gelir.
Alternatifler üretin: Bütün ihtimalleri göz önüne alarak bunların arasından en iyisini seçmek demektir.
Doğru karar vermek için bekleyin: Kişi, ürettiği çözümlerin yerinde ve etkili olduğundan emin olabilmesi için çözüm için alternatifleri belirledikten sonra bir süre sakin bir şekilde bekleyip düşünmelidir.
Çözüm için genel değerlendirme yapın: Problemli durum ile uğraşılırken çözümün ne kadar etkili olduğuna bakın.
Çözümü zora sokmayın
Yeni bir durumla karşılaşılmış olması, bilgi ve tecrübe eksikliği, belirsizlik, ne istediğini bilmemek, neyin doğru olduğunu tam olarak algılayamamak, ailenin sürekli gerginlik içinde olması ve birbirini suçlaması, geçmişe takılmak, aşırı hayalcilik, olumsuz ihtimalleri düşünmek, problemi çözmek için bir gayret göstermemek çözümü zora sokar.
Farika Teymur Artır Psikolog

ZAMAN
Paylaş:

Uyarı

Bu sitedeki içerikler tanı ve tedavi amaçlı değil, tamamen bilgilenme ve sağlıklı kalma konusunda tavsiye amaçlıdır. Burdaki bilgilerin tanı ve tedavi amaçlı kullanılmasından doğacak sonuçlardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sağlık ile ilgili bir probleminiz olması durumunda bir doktora başvurmalısınız.

Son Yazılar

ŞİFALI TAŞLAR

Yemek Tarifleri

Follow by Email

Blog Arşivi