Kadınlar İçin, yemek tarifi,sağlık,cinsellik,çocuk,diyet,güzellik,rüya tabiri,şifalı bitkiler,şifalı taşlar,hamilelik,gebelik,evlilik

Şişmanlık Hamileliğe Engel Mi?

Çağımı­zın hastalığı olan obezite toplumu her açıdan olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir­­. Atalarımızın deyimi ile artık bir dirhem et, bin ayıp kapatmıyor­. Hat­ta anne olmak isteyen  kadı­nın başına dert olmakta­dır­­.  Nasıl mı? Cevabı burada.

Amerika’da yapılmakta olan bilimsel incelemeler şişmanlığın anne olmak isteyen  kadınlar için tedavi esnasın­da ciddi sorunlara yol açtığını açığa çıkardı­. Acıbadem Sağlık Grubu Tüp Bebek Hizmetleri Koordinatörü Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof­. Dr­. Bülent Tıraş konu ile ilgi­li şu açıklamalar­da bulundu­.

Modern kadın eski kadınlar gibi artık eliyle çamaşır, bulaşık yıkamıyor­. Kadın hemen  hemen  bir düğme basıp, günlük ev işleri­ni yapar duru­ma geldi­. Mesleği gereği görevi­ni masa başın­da yapıyorsa hareket azlığı obezitenin en  çok sevdiği şey olarak kadı­nın kilo almasına sebep olmakta­dır­­.  Beslenme şekli de hazır gıdaya yatkınsa anne olama­mak amacıyla kadın­da hemen  hemen  bütün şartlar hazırdır­­.  Uzmana başvura­rak, başka tedavi yöntemleri denenip daha son­ra tüp bebek tedavisine başlandığı zaman görülmekte olan tablo şudur: yumurtalar daha az döllenir ve östrojen  düzeyleri daha düşük olmakta­dır­­.  Şişmanlık oranı arttıkça gebelik oranları düşer ve canlı doğum oranların­da azalış olmakta­dır­­.  Yani düşük oranı artmakta­dır­­.

Şişmanlık Hangi Sorunlara Neden  Oluyor?

Şişmanlık tüp bebek tedavisinde ciddi sorunlara neden  olmakta­dır­­.  İlk olarak erken  doğum oranını fazlalaştırır­­. Peki kadın için şişmanlık obezite nerede başlar? Kadın­da Vücut Kitle Endeksine göre vücut ağırlığı ve boy ölçüleri­nin oranlanma­sı yirmi* yirmi beş arası ise normal, yirmi beş ila otuz arası hafif kilolu, yirmibeş ila otuz arası şişmanlık, 30’un üstün­de ise obezite söz konusudur. Hafif kilolular­da bile yüzde yetmiş beş erken  doğum rizikosu artmakta­dır­­.  Kilolular­da ise oran 2­.4 katı artar…

Özetlersek; şişmanlık tüp bebek tedavisinde gebelik ve canlı doğum oranlarını düşürür, yumurta ve embriyo üzerine menfi tesirleri bulunur­. Sistemik tesirlerin­den  dola­yı rahim içerisi çevreye yapmış olduğu tesirleri yüzün­den  gebeliğin oluşumu­nu engeller­.
Paylaş:

Yirmilik Diş Çektirilir Mi?

Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmama­sı konusu tartışmalıdır­­.  Eğer doğru konumda sürerlerse ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasın­da bir sakınca bulun­maz­. Çene kemiğine kaynaşmış; normaldışı pozisyonlu olduğu röntgenle tespit edilmiş bir dişin ileride yol açacağı zararlar göz önüne alınarak çekimine karar verile­bilir­­.’ açıklamasın­da bulundu­.

Yirmilik Dişi Ne Zaman Çektirmek Gerekir?

Çürük: Tükürük, bakteri ve yiyecek parçacıkları yeni çıkmakta olan dişin açtığı yuvada birikerek hem yirmilik dişi hem de yanındaki azı dişi­ni tehdit eder­. Bu tür çürükleri erken­den  fark edip tedavi etmek oldukça zordur­. Ağrıyla enfeksiyona sebep olan ve apseyle sonuçlanan ağır tablolar ortaya çıka­bilir­­.

Diş eti hastalığı (perikoronit): Kısmen  çıkmış bir yirmilik dişin, dişetinde, bakteri ve yiyecek artıkları­nın depolandığı bir enfeksiyon odağı olmakta­dır­­.  Bunlar ağız kokusu, ağrı, ödem ve ağzın tam açılamamasına yol açar­. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna yayıla­bilir­­. Yirmilik dişin çevresindeki bu enfeksiyona yatkın zemin her seferinde kolaylık­la enfekte olmaya adaydır­­.

Basınç Ağrısı: Sürme esnasın­da komşu dişlere de basınç uygulanıyorsa sıkışmadan ötürü da ağrı duyula­bilir­­. Bazı haller­de bu basınç aşınmaya yol açar­.

Ortodontik Nedenler: Pek çok genç dişlerindeki çapraşıklıkları düzeltmek amacı ile ortodontik tedavi görmektedir­­. Yirmi yaş dişleri­nin sürme basınçları başka dişlere de yansıyacağın­dan başka dişler­de de bir hareketlilik olur, çapraşıklıklar arta­bilir­­.

Protezle Alakalı Nedenler: Protez planı yapılmakta olan bir ağızda yirmilik dişleri hesaba katmak gerekir­­. Çünkü, yirmilik diş çekilip daha son­ra değişen  ağız yapısına göre yeni bir takma yapmak gerekli olacaktır­­.

Kist Oluşumu: Gömük bir diş kiste; kist ise kemik yıkımı, çene genişlemesi, çevredeki dişlerin yer değiştirme­si veya zarar görmesine yol açar­. Kemik yıkımını engellemek amacı ile diş çekilerek kist temizlenmelidir­­.

Hiçbir Rahatsızlık Vermiyor Fakat Kötü Pozisyonlu Bir Yirmilik Dişim Var.

* Dişin pozisyonunun bozuk olma­sı enfeksiyon için yalnız başına kafi bir neden­dir­­. Böyle bir durumda basınç ağrısı, diş eti sorun­ları ve benzeri sorunlar ansı­zın ve beklenmeyen  bir zaman­da gelişirler­.

* Yirmilik dişler, fırça ve diş ipiyle ulaşılışı zor alanlar­da bulunurlar­. Zamanla çürümeye sebep olan bakteri, asit ve yiyecek artıkları bu alan­da toplanır­­. Eğer diş çürür ve dolguyla onarılmazsa diş kısa zaman­da iltihaplanır­­.

* Bu dişleri temiz tutmak zor olduğu için biriken  bakteri ve yiyecek artıkları kötü ağız kokusuna sebep olmakta­dır­­.

* Dişeti altın­da yatay pozisyondaki gömük bir diş, başka dişlerin hareketi, sıklaşma­sı ve çarpıklaşmasına neden  olacak bir basınç teşkil eder­.

* Gömük dişin üstü­nü kaplayan dişeti­nin altına toplanan bakteriler enfeksiyona neden  o­lur­.

Yirmilik dişlerin çekilmesi için en  uygun zaman hangisidir?
Kötü pozisyonlu bir diş şikayete yol açsın veya açmasın 14 ila 22 yaşları aralığın­da çekilmelidir­­. Genç yaşlardaki operasyonlar teknik manada daha kolaydır ve iyileşme daha çabuk olmakta­dır­­.  40 yaşın üstündeki operasyonlar daha zordur­. Bununla birlik­te yaşın art masıyla bir­likte yan tesirler de artar ve iyileşme süreci uzar­.

Başka diş çekimlerin­den  farklı mıdır?
Yirmilik dişin konum, şekil ve boyutuna bağlı bir şekil­de uygulanacak işlemin zorluk derecesi değişir­­. Basit bir çekimden  sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama ola­bilir­­. Daha özel işlemler gerektirmiş olan bir­takım kompleks çekimler de uygulana­bilir­­. Diş hekimini­zin alacağı tedbir­ler ve bulunacağı öneriler yan tesirleri minimalize eder­. Bu çekimi müteakip çekim boşluğun­da kan birikmez ve ağrı da gelişebilir­­. Birkaç gün içerisinde durum düzelir­­. Bununla birlik­te diş hekimi­ni tavsiyelerine uyulduğu takdir­de bu olayla hiç de karşılaşılmaya­bilir­­. İleri yaşlar­da kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekim zorlaşır, iyileşme yavaşlar­.

Operasyon­dan sonra bakım
* Yara yeri­ni kurcalamayın­. Yoksa ağrı, enfeksiyon ya da kanama gelişebilir­­.
* İlk 24 saat süresin­ce dişini­zin çekildiği taraf ile çiğneme yapmayın­.
* İlk 24 saat sigara içmeyin­. Zira sigara kanamayı artırıp iyileşmeyi bozar­.
* Tükürmeyin­. Tükürürseniz kanama artar ve pıhtı yerin­den  oynaya­bilir­­.
* Kanamanızı kontrol edin­. Eğer dikiş atılmamışsa mikropsuz gazlı bezle tampon yapılmakta­dır­­.  Pıhtı oluşumu için tamponu yarım saat ağızda tutun­. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyor ise yeni bir tane koyun­.
* Şişkinliği kontrol edin­. Operasyon­dan sonra alana soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve yüzünüzün şişmesi­nin önüne geçilir­­. Uygulama 20 dakika soğuk tampon* 20 dakika ara* tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklindeki periyotlarla yapılmakta­dır­­.
* İlk 24 saatten  sonra her 2 saatte bir, 1 bardak ılık su içerisine 1 çay kaşığı tuz koyarak hazırlamış olduğunuz karışımla gargara yapın­.
Paylaş:

Emziren Anneler Kafein Tüketebilir Mi?

Emziren  annelere kafein içeren  besinler tüketmek hususun­da uzmanlar dikkatli olmayı öneriyor. Uzmanlar aksi durumun bilhassa bebekte birçok hastalığa yol açabileceği uyarısın­da bulunmakta­dır­­.

Bebeğin beslenmesi­ni de direkt olarak ilgilendirdiği için emziren  annelerin beslenme şekline dikkat etme­si tavsiye ediliyor­. Annelerin doğru olmayan ve sağlıklı olmayan beslen­me tercihleri emzirilen  bebeğin sağlığını ciddi şekil­de tehdit etmektedir­­.

Annenin tükettiği kafein bebekte reflüye neden oluyor
Anne sütü bebekler için en  mükemmel besindir­­. İçerdiği bağışıklık sistemi­ni güçlendirici maddeler hala birçok mamada yüzde yüz oranın­da yer almaz­. Lakin müt­hiş yiyecek olan anne sütü, bazı zamanlar yarar yerine bebeğe zarar da verebiliyor­.

Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Alerji Uzmanı olan Prof­. Dr­. Yonca Tabak, "Süt veren  annelerin aşırı kafein tüketmesi, mucize bir besin olan anne sütünü zararlı bir yiyecek haline getirerek, bebekler­de reflü öncelikli olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır­­." açıklamasın­da bulundu­.

Emziren  annenin kafein tüketme­si bebekte reflüyü tetiklemekte

Anne sütünün bebekler için en  kusursuz yiyecek kaynağı olduğunu söyleyen  Prof­. Dr­. Yonca Tabak, ‘Anne sütünün içermiş olduğu bağışıklık sistemi­ni güçlendirici besinler bugün, hiç bir mamada yüzde yüz oranın­da yok­tur­. Her annenin sütü bebeğine özeldir ve onun gereksinimleri­ni en  iyi şekil­de giderecek özellikte doğa tarafı ile ayarlanmıştır­­. Lakin mucize yiyecek olan anne sütü, bazı zamanlar yarar yerine bebeğe zarar da verebilir, öncelikli olarak de emzirme süreci boyunca anne beslenmesine dikkat etmiyor ve bolca kafeinli gıda tüketiyorsa ‘ diye konuştu­.

Süt veren  annelerin kafein açısın­dan zengin olan çikolataöncelikli olmak üzere kakaolu besinlerden  ve kahveden  uzak durması­nın bebekleri­nin sağlığı yönün­den  çok mü­him olduğuna dikkat çeken  Prof­. Dr­. Yonca Tabak, "Bebekler­de ilk iki yaşta mide başı normalden  daha gevşektir­­. Kafein de genel manada mide başını gevşeten  ve midede asit salgısını artıran bir maddedir­­. Süt veren  anneler, kafein içeren  besinler tüketiyorsa bu direkt bebeği de etkilemektedir­­. Bebek de bolca anne sütü kanalıyla kafein alır­­. Bu da bebeğin reflü olmasına ve ilerleyen  zamanlar­da reflüye bağlı başka hastalıkların ortaya çıkı­şına kaynaklık etmektedir" diye açıklamada bulundu­.

Sütünüzü artırmak amacıyla çikolata ve kakaolu besinler tüketmeyin
Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Prof­. Dr­. Yonca Tabak şu şekil­de konuştu:

"Anneler sütleri­ni artırmak amacıyla tatlı olarak bol çikolata tüketmeyi tercih edebiliyor­. Oysa bu, bebeğin sağlığı için epey zararlıdır­­.  Bir de çikolatanın yanın­da kahve de tüketiliyorsa, aşırı kafein tüketimin­den  ötürü bebek için durum daha da vahim bir hal alır­­. Bilhassa da bu gıdaları tükettikten  sonra bebeği emzirip ardın­dan uyutmak reflüye en  çok neden  olan durumdur­. Zira bebek yatar pozisyona girdiğinde mideden  yukarıya doğ­ru olan kaçak, daha belir­li duru­ma gelir ve bu da reflü oluşmasını harekete geçirme ktedir­­."

Reflü, zaman içerisinde solunum yolu enfeksiyonlarına sebep ola­bilmektedirReflünün doğum sonrasıki ilk altı ay içinde yüzde altmış oranın­da görüldüğünü belirten  Prof­. Dr­. Yonca Tabak; hastalığın fışkırır şekil­de kusmalar ve kilo alamama biçimin­de seyrettiği­ni söyledi­. Tabak, "İki yaşına doğru bebeğin mide başı güçlendiği zaman aşırı kusmalar birçoğu zaman son bulsa da geriye iz olarak; sessiz reflü olarak isimlendiri­len  ve ilerleyen  yaşlar­da çocukta tekrar edici solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olan bir durum ortaya çıkmakta­dır­­.  Sessiz reflü genel olarak ağız kokusu, gece yastığa ağızdan salya akması, hıçkırık, ses kısıklığı, iştahsızlık gibi belli belirsiz bulgularla tanınır­­. Özetle; gıda alerjisi olsun veya olmasın süt veren  annelerin kafein ve çikolatadan uzak durma­sı şarttır­­." dedi­.

Süt arttırmak amaç­lı bol su tüketmeli, uyumalı ve dinlenme etmeli Prof­. Dr­. Yonca Tabak, sütünü arttırmak amaç­lı tatlıya başvuru yapan annelere mü­him tavsiyeler­de bulundu­. Tabak; "Süt veren  annelerin sütünü artırma­sı için tek ihtiya­cı bol su tüketmek, uyumak ve dinlenme etmektir­­. Çikolata ve benzeri kakaolu besinler sütünüzü arttırmaktansa bebeğinizi sağlığınızdan edebilmekte­dir­­." Açıklamasını yaptı­.

Emziren annelere öneriler

– Bilhassa süt yapar diyerek bol çikolata ve türevleri­ni tüketmekten  kaçılar­­.
– Kafein içeren  kahve, kola gibi içeceklerden ve çikolata gibi besinlerden  uzak durmalılar.
– Süt yapar diye şekerli besi­ni çok tüketmekten  kaçınılmalılar.
– Bol su içmeliler.
– Mutlaka gün içerisinde ve gece vakitlerinde bebeği güvenilir birine teslim edip dinlenmeliler­­. Uyku sütü artıran en  iyi yöntemdir­­.

İlgili aramalar: emziren anneler çikolata yiyebilir mi, emziren anneler kola içebilir mi, bebek emziren anneler kahve içebilir mi, emziren anneler kafein tüketebilir mi, süt veren anneler kafein alabilir mi
Paylaş:

Hamilelikte Makyaj Yapılır Mı?

Hamilelikte makyaj yapılır mı? Hamilelikte saç boyatmanın zararı var mı? Gebelikte manikür yaptırmanın herhangi bir sakıncası var mı? Hamilelikte ruj sürülür mü, Gebelikte cilt kremi sürülür mü, Hamilelikte oje sürülür mü... İşte anne adayları­nın en  çok merak ettiği soruların yanıtları­.­.­.

Hamilelik bir kadının hayatının en özel günleridir. Her ne kadar bu durumdan şikayet etseler de, bu durumun onlara rahatsızlık verdiği zamanlar olsa da hamilelikte dünya adeta kadınların etrafında dönmektedir. Kendilerine bu dönemde çok hassas yaklaşılır ve kendilerini hiç olmadıkları kadar özel hissederler. Böyle hissetmeleri mantıklıdır çünkü içlerinde mucize taşırlar.

Hamilelikte kafalar karışık ve stresli olunsa da bebeği karnında taşıyarak onunla gezdiği süreçte duygular tavan yapar. Hayata meydan okuyan bir tavır sergiler anneler.

Tüm bu kadına güç veren  duyguların yanın­da insan bir sürü kay­gı da taşıyor tabiki­. Sorularına yanıt arıyor, eşe dosta duygu düşünce soruyor­.

"Saçımı boyatayım mı?" sorusun­dan başlıyor, "Hamilelikte manikür zararlı mı?" sorusuna kadar geliyor­. Peki esasın­da nelere dikkat etmek gerekmekte­dir­­. Bakınız uzmanlar bunları tavsiye ediyor­. Hem sağlıklı bir hamilelik geçirdik­ten  sonra hem de güzel görünmeyi kim istemez öyle değil mi? Çünkü içinizde yeni bir yaşam doğuyor ve bunun ışıltısını dışarıya da yansıtmanız gerekmekte­dir­­.­.­. Lakin önemli olan şu ki, kullandığımız ürünlere her zaman dikkat etmemiz gerekiyor, hamilelik süreci boyunca ise daha fazla bu konuları önemsemek, etiket okumayı alışkanlık haline getirmek şart görünüyor­.­.­.

BUNLARA MUTLAKA DİKKAT!

1­. Paraben: Hamileyken  paraben  içeren  kozmetik ürünlerin­den  katiyyen  uzak durmanız gerekir­­. Nemlendiriciler, makyaj ürünleri, güneş kremi, yaşlanmayı geciktirici ürünlerin yanı sıra, saç bakım ürünlerinde de paraben  oldukça sık kullanılır­­. Paraben, koruyucu madde olarak kullanılır, türlü kanser türleri üstün­de etki­yi vardır ve bedenini­zin hormon sistemi­ni boza­bilir­­.

2­. C Vitamini: Damar sağlığınızı korumanıza yardım eder ve bedenini­zin varis gibi damar hastalıklarıyla savaşmasına destek olmakta­dır­­.

3­. İstenmeyen  tüyler: Gebelik sürecinde, istenmeyen  tüylerden  kurtulmak amacıyla kimyasal kullanmamanızı öneriyoruz­. Jilet kullanmak daha faydalı olacaktır­­. Tüy dökücü kremlerle ilgili dayanık­lı bir kanıt olmamakla beraber, ana maddesi tiyoglikolik asit olduğundan, gebelik boyunca kullanmamanızda fayda olacaktır­­.

4­. Melazma: Aynı zaman­da hamilelik maskesi olarak bilinmekte olan melazma, vücut­ta meydana gelen  renk değişikliğidir ve güneşe maruz kalan bölgeler­de görülmekte­dir­­. Melazmayı engellemek amacı ile yaz kış fark etmez mutlak suretle yüksek faktörlü bir güneş kremi kullanı­nız­. Yüzünüzü korumak amacıyla de geniş kenarlı bir şapka kullanı­nız­.

5­. Oksibenzon: Genel­de güneş koruma ürünlerinde kullanılır ve aşırı kullanımlar­da gelişimsel toksisite ve hormonal bozukluklara yol açar­. Güvenli koruma için zink oksit ya da titanyum diyoksit içeren  ürünler kullanı­nız­.

6­. Retinoid: Gebelik süreci boyunca retinoid içeren  maddelerden  de uzak durmanız gerekir­­. Retinoid, akne tedavisinde kullanılan ürünler­de bulunur ve düşük ve doğum kusurlarıyla bağlantısı bulunur­.

7­. Akne: Kullanacak olduğunuz cilt bakım ürünleri yağsız temizleyiciler ve nemlendiriciler olmalıdır­­.  Aynı zamanda, hamilelikte yaşanmakta olan ekstra yağlanmayı engellemek amacı ile astrenjan içermelidir­­. Hamileyken  cildinize zarar verecek salisilik asit ya da benzoil peroksit yerine çay ağacı yağı veya hamamelis içeren  ürünler kullana­bilirsiniz­.

8­. Saç bakımı: Saç boyası içinde mevcut olan Pfenilendiyamin maddesi hamileyken  epey zararlıdır­­.  Bu madde aynı an­da saç spreyi, şampuan ve kremler­de de bulunmaktadır­­.  Bun­dan dolayı organik, doğal ve kimyasal maddesiz ürünleri tercih edin­.

9­. Formaldehit: Bebeğini­zin sağlığı için, oje ve saç boyası seçerken  formaldehit bulundurmayan ürünler seçmeniz gerekir­­. Bu ürünler kanser, reprodüktif ve gelişimsel zehirlenmelerle yakınen  ilgilidir­­.

10­. Ftalat: Ftalat ojeden  parfüme kadar pek çok üründe bulunmaktadır­­.  Ftalat, ürünlerin daha uzun süre dayanmasına imkan veren  plastikleştirici maddedir ve bu kimyasala uzun süre maruz kalma vücut­ta zehirli atıkların birikimine yol açar­.

11­. Hindistancevizi yağı: Hindistancevizi yağını hem vücudunuz, hem yüzünüz hem de saçınız için kullana­bilirsiniz­. Göğüs ucu kremi olarak da kullanıla­bilir­­.

12­. Depresyon: Hamileyken, hem beslenmenize hem de ruh halinize epey özen  göstermeniz gerekir­­. Stresten  uzak kalmalı, kendinizi bol bol dinlendirmeniz gerekir­­. Unutmayın ne kadar huzurlu bir gebelik geçirirseniz o kadar huzurlu bir bebeğiniz olmakta­dır­­.

13­. Cilt makyajı: Gebelik süreci boyunca ağır makyajdan uzak durmanız gerekir­­. Cildiniz normalden  daha hassaslaşır ve daha fazla özen  ister­. Ağır fondöten  gibi gözeneklerini­zin tıkanmasına neden  olan ürünlerden  uzak durmanız iyi olmakta­dır­­.

14­. Metilbenzen: Metilbenzen  tırnak ürünlerinde bulunur bu sebepten  ötürü oje sürecekseniz de metilbenzen  bulundurmayan ürünler kullanmanız gerekir­­.

15­. Ruj: Bu süreçte kullandığınız ürünler ile ilgi­li mutlak suretle inceleme yapmanız gerekir­­. Rujlar­da yer alan kurşun ile ilgi­li bilginiz var mı? Gün içinde devamlı tazelendiği için, ruj içerisindeki maddeler epey önemlidir­­. Uzun süreli ruj kullanılışı sonra­sı vücut­ta kurşun birikmekte­dir­­.

16­. Diş beyazlatıcı ürünler: Dişlerinizin beyazlığını korumak amacıyla peroksit ve florür bulundurmayan diş macunlarını tercih edin­.

İlgili aramalar: gebelikte makyaj yapılır mı, gebelikte ruj sürülür mü, gebelikte saç boyatılır mı, gebelikte oje sürülür mü
Paylaş:

Sigarayı Nasıl Bırakabiliriz?

Sigarayı nasıl bırakabiliriz?

Sigaranın içinde bulunan nikotin bağımlılık yapan bir maddedir. Nikotinin ortaya çıkardığı bağımlılık niteliği eroin ve kokainin bağımlılık yapma niteliği ile aynıdır. Bağımlılık vücutta başladıktan sonra nikotin alınmazsa kişide gerginlik olabilir. Sigara müptelalarının çoğu, sigaranın kendilerini rahatlattığını ve sakinleştirdiğini sanır. Oysa ki sigaranın sakinleştirici ya da yatıştırıcı bir özelliği yoktur. Sigarayı bırakmak istiyorsanız ilk olarak sigarayı bırakmak istediğinize gerçekten emin olun. Bu konuda iradeli olduğunu düşünün. Sigarayı bırakmak bir düzenleme yapın. Sizinle birlikte sigarayı bırakmayı düşünecek bir arkadaş bulun. Bu süreçte sigarayı bırakacağınız gün, egzersiz planları, yemek programları, yeni hobiler edinmeye çalışın. Farklı işlerle uğraştığınızda sigara içme fikrini daha az düşünmeye başlayacaksınızdır. Yakınlarınıza sigarayı bırakma kararınızdan bahsedin ve bu konuda size destek vermelerini isteyin. Sigarayı bırakma öncesinde bir doktora danışmanızda fayda var. Sigara içilen oırtamlardan uzak durun. Biri size sigara ikram edebilir. Zayıf anınıza denk gelip ikramı kabul edebilirsiniz. İçeceğiniz bir sigara bile tekrar sigaraya başlamanıza ve bağımlı olmanıza neden olabilir. Ağzınızı meşgul yiyecekler, sakız, leblebi vb. şeyler yemeye başlayın.
Paylaş:

Sigara Hangi Hastalıklara Yol Açar?

Yapılan araştırmalara göre ilerlemekte olan ülkelerde Türkiye de dahil olmak üzere sigaradan her 10 saniyede bir kişi ölüyor. Sigara halk sağlını riske atan bir maddedir. Dünya Sağlık Örgütü araştırmalarına göre dünyada 1,3 milyar kişi sigara içmekte ve her yıl 4,9 milyon kişi de sigaradan kaynaklanan hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Sigaranın meydana getirdiği tehlikeli hastalıklar vardır. Sigara en önce akciğer olmak üzere hemen hemen tüm organlara zarar vermekte ve birçok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Akciğer kanserinin en büyük nedeni olan sigaradır. Ayrıca boğaz, mide, rahim ve prostat kanseri, KOAH, kalp hastalıkları, hipertansiyon (yüksek tansiyon), bağımlılık (nikotin bağımlılığı), kısırlık, kangren, erken menopoz, erken yaşlanma ve diş kaybı gibi birçok hastalığı tetiklemektedir. Akciğer kanseri en çok erkeklerde görülmektedir. Artık günümüzde kadınlar da erkekler kadar çok sigara içmektedir. Bu sebeple kanser vakaları kadınlarda da artış göstermiştir.
Paylaş:

Romatizma Nedir?

ROMATİZMA NEDİR?

Vücutta kaslar, kemikler, eklemler ve bu parçaları birleştiren bağlarda ağrı ve hareket sınırlılığı, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna sebep olan hastalıklara genel olarak romatizma adı verilir. Romatizma hastalıkları ikiye ayrılmaktadır. İltihaplı romatizmalar ve iltihaplı olmayanlar vardır. İltihaplı olmayanlar herkes arasında da bilinen kireçlenme denilen hastalıktır. Diğer bir hastalığı da ağrılarla görülen yumuşak doku hastalıklarıdır. İltihaplı romatizma hastalıkları ise eklemlerde ve bazen göz, kalp, akciğer, böbrek gibi organlarımızda da mikrobik olmayan bir iltihaplanmayla ortaya çıkan hastalıklardır. Artrit, iltihabi romatizma hastalıklarının en çok görülen belirtisidir. Artrit, eklemlerde vücut tarafından üretilen bir iltihaptır. Bu iltihap mikrobik değildir, vücut tarafından üretilir. Artrit tek bir hastalık değildir, 100'den fazla farklı hastalık artritle alakalıdır. Artrit, hareket halindeki eklemlerin iltihabıdır. Artrit sebep olduğu eklemde şişlik yapar, hareketleri kısıtlar. Ayrıca kızarıklık ve ağrıda yapabilir.
Paylaş:

Neden Terleriz?

Neden Terleriz?

Terlemek bütün insanlarda görülen bir olaydır. Bazı kişilerde daha az olur. Terlemeye karşı roll-on ve deodorant kullanarak bir yandan terlemenin önüne geçmeye çalışırız bir yandan ise terlemenin sebep olduğu kötü kokuyu ortadan kaldırırız. Bu kullanılan bakımlar genelde koku gidermek içindir. Tüm önlemlere rağmen yine de ter kokusu olabilir. Her ne kadar rahatsız edici bir durum olsa da terleme tüm sağlıklı insanlarda olması gereken vücudun su, tuz ve ısı dengesini sağlayan doğal bir durumdur. Terleme tamamen istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir işlevidir. Ayrıca vücudumuz için iki önemli işlevi daha vardır. Bir tanesi cildi nemlendirir ve vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine faydalıdır. Ter salgı halindeyken renksiz ve kokusuzdur. Ama bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla artarak bu salgının kötü kokmasına sebep olur. Özellikle sıcak yerlerde terleriz. Hareketlerimizin çoğaldığı spor ve dans gibi aktiviteler yaparken de çok terleriz. Böylece vücut ısımızı dengede tutarız. Bu işlem için dağılan en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler yapmadan heyecan, korku, utanma ve sıkılma yaşanan durumlarda, fizyolojik bir sebep olmadığı halde terleriz. Vücutta dış ısılar veya gerilim sebebiyle kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin çalışır durumu alır. vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Terlemenin ikinci önemli işlevi ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır.
Paylaş:

Ultrason Nedir?

Ultrason Nedir?

Ultrason ses dalgalarından yararlanarak görüntüleme gerçekleştirilen bir metottur. Ultrasonda radyasyon yer almaz. Radyasyon olmadığı için gebelerin ve bebeklerin muayenesinde genellikle ultrason kullanılır. Bu aygıttan gönderilen ses dalgaları, hasta vücudundan yansıdıktan sonra gene aynı aygıt tarafından görülür. Bu yansımalar organlara göre başkalaşma gösterebilir. Bundan dolayı farklı yansımaların olduğu biçimdeki yapılar, farklı görüntüler gösterirler. Bir çok hastalığın ilk teşhisinde kullanılan önemli bir cihazdır. Son zamanlar da hamilelerin muayenesinde çok sık kullanılmaktadır. Ultrasonun çekilebilir bir çok çeşidi vardır. Olağan yapılar içindeki bir ur ya da kist, ses destelerini farklı yansıttığı için farklı yapıda gözlenir ve tanı konulur. Cihazda görüntü oluşturulması sırasında prob adı verilen cihazın parçası hasta vücudunda gezdirilirken, altında kalan bölümün kesit görüntüleri, hareketli organlar gibi görüntüler ekranda oluşur. Bu sırada radyolog doktoru tanısını belirler. Elde edilen görüntülerin tanıda çok fazla bir katkısı yoktur. USG işlemi, ihtisasları süresince yaklaşık 1 yıl eğitimini alan radyologlarca uygulanır.

İlgili aramalar: ultrason nedir, usg nedir
Paylaş:

Sinüzit Belirtileri

SİNÜZİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Sinüzit burun ve yüzdeki kemiklerin etrafına sarmalayan içi hava ile dolu olan boşluklardır. Yüzün alt ve üst yarısında bulunan dört çeşit sinüs vardır. Sinüs burun içi mukozasının iltihabıdır. Bu hastalık, sinüslerin burun içi ile bağlantısını sağlayan sinüs ağızlarının tıkanması sonucu, sinüslerin havalanmasını bozarak, bakteri ve virüslerin yer edinip üremesi sonucunda oluşur. Bu bakteriler iltihap yapar. Burundaki bu iltihaplanmaya sinüs adı verilir. Sinüslerin işlevleri halen çözümlenememiştir. Fakat sesin rezonansının sağlanması, solunum havasının nemlendirilmesi ve ısıtması ile zararlı partiküllerin tutulması gibi görevleri vardır. sinüsün başka bir işlevi de baş ağrısını azaltmasıdır. Sinüzitin belirtileri vardır. sinüzit yüzde ağrı yapar, burun tıkanıklığı, burundan cerahatli akıntı ve geniz akıntısı en belirgin özelliğidir. Ayrıca koku almada azalma, gece öksürükleri, mide yanması, ağız kokusu ve halsizliğe sebep olur.
Paylaş:

Ultrason hangi hastalıklarda çekilir?

Ultrason hangi hastalıklarda çekilir?

Ultrason günümüzde kullanılan radyasyon içermeyen bir işlemdir. Genelde hastalıkların görülmesine yardımcı olur. Ultrason en çok karaciğer, safra kesesi, pankreas, dalak, böbrekler, mesane, yumurtalıklar ve rahim gibi karın içi organların görüntülenmesi için uygulanır ve ultrason doktor değerlendirir tanısını katar. Ultrason çekimine en çok gelen hastalar karın ağrısı şikayeti çeken hastalardır. Karaciğer ve dalak gibi karın içi organların büyümesi, safra kesesi ve böbrek taşları, apandisit, yumurtalık kistleri ve karın içindeki tümörler ultrason ile teşhis edilebilen hastalıklardan bir kısmıdır. Ultrason çekiminde şikayete göre aç veya yok çekilenler vardır. Karın içindeki organların ultrasonu için hastanın aç karnına olması gerekir. Bunun yanında mesane, yumurtalıklar ve rahimin incelenmesi için hasta idrarına sıkışık olmalıdır. Ultrason çekimi için gereken bu kadardır. Çekilme sırasında Hasta sırt üstü yatar. Cilt üzerine jel sürülür. "Prob" adı verilen cihaz ile karın içindeki organlar cilt üzerinden ayrıntılı olarak bakılır. Bugüne kadar gebelikte ve diğer hastalıklarda yan etkisi olmamıştır.
Paylaş:

C Vitamini Soğuk Algınlığına İyi Gelir Mi?

Dengeli beslenmeyen  ve kafi miktarda Vitamin C almayan insanların soğuk algınlığı geçirme riski ve grip gibi hastalıklara yakalanma riski daha fazla olur.

Diyetisyen  Yaşam Koçu Gizem Şeber­; vitaminlerin ve minerallerin, bağışıklık sistemimiz üstündeki tesirleri yadsınamaz diyor. Neredeyse her biri­nin ayrı bir görevi bulunmakta­. Vitamin ve mineral yetersizliği durumunda vücut direnci­nin azaldığı, hastalıklara daha ba­sit yakalanıldığı ve hastalık süresi­nin daha uzun olabileceği uzun zamandır bilinen  gerçekler­. C vitamini­nin bağışıklık sistemi hari­cinde da bedenimizde mü­him görevleri bulunmakta­. Fakat bağışıklık sistemi için önemi ayrı­.

Doku tamamiyeti­ni sağlayan kollajenlerin sentezinde görev alma­sı ve vücut­ta demir minerali­nin daha iyi kullanı­mı görevleri bile bağışıklık sistemi­ni destekleyen  olgular­. Bun­dan başka antioksidan olma­sı ve vücut­ta meydana gelen  zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olma­sı sebebiy­le hem bağışıklık sistemi­nin güçlenmesi­ni sağlıyor hem de kansere karşı koruma sağladığı düşünülüyor­. Vitamin C yetersizliğinde; vücut direnci azalıyor, diş etlerinde kanama oluşabiliyor, damarlar­da kanama kolaylaşabiliyor ve bir­takım vitamin ve minerallerin vücut­ta bulunan yararlı tesirleri azalıyor­.

Bilenin tam tersi portakal, mandalina, limon gibi turunçgiller Vitamin C içerseler de, C vitamini­nin en  zengin kaynağı değiller­. Maydanoz ve asma yaprağı C vitamini­nin en  zengin kaynakları­. Fakat günlük tüketim miktarları genel­de sınırlı olduğu için ötürü günlük ihtiya­cı karşılamakta yetersiz kalabiliyorlar­. Çilek ve kuşburnu da Vitamin C muhteviyatı fazla olan meyvelerden­. Yeşil biber ve kivi başka en  iyi Vitamin C kaynakları­. Aynı oran­da olmasa bile bütün meyve ve seb­zeler­de Vitamin C bulunduğunu da hatırlatmak gerek­. 1 adet kivi, günlük Vitamin C gereksinimi­nin yaklaşık %80’ini, bir tane portakal ise yaklaşık %49’unu karşılar­.

C VİTAMİNİ DESTEĞİNİ KİMLER ALMALI?

Yapılan birçok bilimsel araştırmaya göre, uzun sü­ren  ve yüksek tempolu egzersiz yapanların Vitamin C desteği kullanma­sı gerekebilmekte­dir­­. Zira spor­dan hemen  sonra vücut­ta serbest radikal –zararlı madde miktarın­da art­ma gözleniyor­. Sigara içenlerin Vitamin C ihtiyacı, sigara kullanmayanlara göre daha fazla­. Zira sigara da vücut­ta zararlı maddelerin artışı­na neden  olmakta­dır­­.  Fakat bilinçsiz Vitamin C desteği uzun süreçte böbrek taşı rizikosu yaratabileceğin­den  ötürü, kişiler Vitamin C desteği başlama dan evvel mutlak suretle doktorlarına danışmalılar­.

SOĞUK ALGINLIĞINA C VİTAMİNİ İYİ GELİR Mİ?

Bu konudaki tartışmalar ve bilimsel çalışmalar günümüzde hala devam etmektedir­­. Finlandiya’da yapılmakta olan bir çalışmada, ek Vitamin C almanın soğuk algınlığına yakalanma oranını %80’e kadar azaltabileceği belirlenmiş olsa bile, bu çalışma yoğun egzersiz yapanlar­da gerçekleştiği için, hareketsiz kişiler­de sonuç net olmaz­. Başka çalışmalar da ise, soğuk algınlığı süresi­ni kısaltmaya yardımcı olduğunu fakat hastalığın gidişatını değiştirmediği ortaya çıkmış durumda­. Günde 1 gram Vitamin C alımı­nın olumlu yönde tesirleri ola­bilir­­. Erkeklerin günlük Vitamin C ihtiya­cı 90 mg, kadınların 75 mg’dır­­. 

GÜNLÜK C VİTAMİNİ İHTİYACINIZI KARŞILAYIN

C VİTAMİNİ KÜRÜ
1 porsiyonu günlük Vitamin C gereksinmesi­nin tamamın­dan fazlasını karşılar­.
Karışık Meyve suyu (1 kişilik)
2 adet kivi
2 adet portakal
2 dilim ananas

Hazırlanışı: Bütün meyveleri yıkayın, soyun­. Tüm malzemeleri blender­dan geçirin­. Her seferinde taze hazırlayın, bekleme Vitamin C kaybına neden  o­lur­.

İlgili aramalar: soğuk algınlığına mandalina iyi gelir mi, portakal soğuk algınlığına iyi geliyor mu, c vitamini soluk algınlığına iyi gelir mi
Paylaş:

Uyarı

Bu sitedeki içerikler tanı ve tedavi amaçlı değil, tamamen bilgilenme ve sağlıklı kalma konusunda tavsiye amaçlıdır. Burdaki bilgilerin tanı ve tedavi amaçlı kullanılmasından doğacak sonuçlardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sağlık ile ilgili bir probleminiz olması durumunda bir doktora başvurmalısınız.

Son Yazılar

ŞİFALI TAŞLAR

Yemek Tarifleri

Follow by Email

Blog Arşivi